Posts Tagged With: Açlık oyunları serisi

Beklenen film: Açlık Oyunları

Nihayet filmi izleyebildim. Filmde 15 yaş sınırı varmış biletleri almaya giderken şöyle öğrendim:

“Açlık Oyunları filmine bilet almak istiyorum.”

Kafasını ekrandan ayırıp bilet almak isteyen bana bakan satıcı kaşlarını çatarak: “Affedersiniz, yaşınız kaç? Tek başınıza mı geldiniz?”

Allah allah ne yaşı yahu şaşkınlığından sıyrılamadan yirmi iki deyiverdim. Film başlarken ekrandaki yaş sınırını görünce jeton düştü! Neyse.

Salonda en dikkat çeken izleyici, iki yaşlı teyzeydi. Teyzelerden biri evde yağsız tuzsuz, sıfır kalori mısır patlatmış gelmişti. :) Çok tatlılardı! :)

Konuyu kısaca özet geçmek gerekirse: Bir zamanlar Kuzey Amerika olarak bilinen şimdilerde Panem diye geçen ve başkenti Capitol olmak üzere 12 tane mıntıkayla çevrili bir ülke. Geçmişte çok kayıp veren, sıkıntılar çeken Panem bu olanları unutmamak/unutturmamak biraz da otoritesini göstermek amacıyla her yıl Açlık Oyunları adı verilen ölüm yarışını düzenler. Capitol halkının gözünü kırpmadan, eğlenerek, yiyip içerek izlediği bu berbat oyuna her mıntıkadan yaşları 12-18 arası bir kız ve bir erkek katılmak zorundadır. Babasını maden kazasında kaybettikten sonra, kendini kaybeden annesi ve 12 yaşındaki kız kardeşine -yasak ormanda avcılık yaparak- bakan Katniss, kuradan kardeşinin adı çıkınca gönüllü olarak yarışmaya katılır. Akabinde olaylar olaylar…

Filme geçmeden önce uyarımı yapayım:
Kitabı okumamış / okumayı düşünenler veyahut filmi izlemeyenler, siz hemen sağ üstteki çarpıya tıklayın lütfen; istemeden de olsa spoiler vereceğim çünkü.

Filmden çok memnun ayrıldığımı söyleyemem kötüydü ne yazık ki, kitabı okumayanlar için bazı sahneler havada kalmış olabilir. Peeta karakteri için seçilen oyuncuyu gördüğümden beri filmle ilgili pek beklentim yoktu zaten ya neyse…

Katniss için seçilen Jennifer Lawrence biraz şişmandı, yanakları falan tombuldu; zayıf bir görüntüsü olmalıydı. Peeta ise başlı başına bir hayal kırıklığı, oyuncu mu kalmamış da Josh Hutcherson’ı seçmişler! Çok daha iyi bir seçim yapabilirlerdi, olmamıştı. Diğer oyuncuları beğendim, Başkan Snow hemen hemen kafamdakine uygun bir oyuncuyla çıktı karşıma. Haymitch için daha salaş, dağınık bir biri bekliyordum ama Woody Harrelson gayet iyiydi. Özellikle Effie(Elizabeth Banks) karakterini çok sevmiştim kitapta, seçilen oyuncu, kostüm saç-maç hepsi birebir uyuyordu. Bir tek Effie’nin biraz daha yaşlı bir kokoş olduğunu düşünüyordum kitapları okurken, kitapta yaşıyla ilgili bir ayrıntı var mı diye biraz kafa yordum ama yoktu galiba ya da hatırlamıyorum.

*Filmin ilk bölümünde Katniss ve mıntıkasını görüyoruz, Gale ile avlanıyorlar ve o sırada üstlerinde uçakvari bir araç beliriyor sonrası yok. Kitabı okumayan ne anladı o sahneden? Avox’un a’sından bile bahsedilmedi. Eğer bu sahnenin açıklamasını ikinci filmde yapacaklarsa, zoraki de olsa tamam diyebilirim ama çok anlamsız kaldı.

*Yine ilk bölümde mıntıkalardan genel görüntüler sergilemiş bize yönetmen, bunu da açlığı gör ey seyirci modunda yapmış ama ne açlığı? Ortada açlık falan görmedim ben, fakir bir halk gördüm. Açlığı hissettiğim tek sahne Gale ve Katniss’in ekmeği bölüştüğü sahnedir, başka da yok.

*Alaycı kuş iğnesi’ne değinirsek, külliyen yalan o sahne dostlar! Katniss’ciğim kendisi almıyor o iğneyi. Filmde hiç yer verilmeyen Belediye Başkanının kızı, Madge veriyor iğneyi. İğnenin anlamı büyüktü neden böyle geçiştirdiler anlamadım, üstelik daha sonra iğneden yola çıkılarak bir kahraman yaratılıyordu. Alaycı kuş önemliydi yahu!

*Geçit töreni ve alevler içindeki kız sahneleri benim kafamda daha görkemliydi, filmde ise daha sakindi. Genel anlamda filme baktığımda beğendiğim bir sahne oldu yine de. İkinci kez giydiği kırmızı elbiseyi çok beğendim, olmuştu Cinna!

*Cinna! Çok az gördük, üzüldüm.

*Mülakat sahnesini çok merak ediyordum, ne de olsa Katniss iyi bir etki bırakıyordu jüride. Güzeldi güzel olmasına da Katniss’in dikkatiniz için teşekkürler derken yaptığı reverans çok itici geldi bana. Sorun onda değil bende :)

*Canlı yayınlar ve sunucu Ceaser’ın sahneleri iyiydi.

*Kavga/dövüş ikili mücadele sahneleri çok kötüydü! Gözlerim nasıl yoruldu o sahnelerde anlatamam. O kadar bulanık ve hızlıydı ki kim kiminle nasıl dövüştü, nasıl öldü hiç göremedim. Sadece ben mi rahatsız oldum, siz ne diyorsunuz?

*Bir tek iz sürücü arı sahnesini beğendim. Çünkü ölümü ve iz sürücü arıların etkisini tam anlamıyla gördük.

*Peeta ve Katniss’in ekmek sahnesine yer verilmesine sevindim. Tabi o sahnelere biraz daha duygu konulsa iyi olurdu ama neyse. Peeta’nın ekmek atma amacı farklı yansıtılmış. Sanki Katniss için atmamıştı da o sırada Katniss oradaymış gibi tesadüfe bağlamışlar olayı. Açıklıyorum dostlar; Peeta o ekmeği bilerek yaktı, annesinden yiyeceği azarı umursamadan ekmeği yaktı ve açlık sorununa bir türlü çözüm getiremeyen çaresiz Katniss’in önüne attı. Kesinlikle acıma yok. Filmde birazcık öyle olmuş, Peeta efendi lutfetmiş gibi…

*Kitapta olmayan oyun kurma merkezine bayıldım! Teknoloji süperdi! :) Seneca’nın oyuna müdahale etmesi, yapay afetler oluşturması çok iyiydi. Kitabı izlemeyenlere arenadaki afetleri anlatmanın en iyi yolu böyle bir sahne/merkez kurgulamaktı; iyi iş!

*Haymitch’in Katniss’e verdiği en önemli öğüt, su bulmaktı. Kitapta susuzluktan ölmek üzere olan bir Katniss okumuştuk, filmde ise tam tersi! Suyu hemen buldu, inandırıcı değildi.

*Rue(Amandla Stenberg) için seçilen oyuncuyu çok sevdim, ne şirin şeydi o öyle! :D Daha çok sahnesi olsun isterdim, Katniss sağ olsun çok sevdirmişti bize Rue’yu. Ölüm sahnesi iyiydi ama ben duygulanmadım, duygu azdı. Rue’nun etrafını çiçeklerle sarıp başında şarkı söylemesi, ardından kameralara selam çakması ve isyanın başlamasına sebep olması filmin amacını biraz olsun gösterdi.

*Katniss’in Rue’yu sevme ve işbirliği yapma sebebi, Rue’nun kardeşi Prim’i hatırlatmasıydı.

*Filmde haraçlar öldükten sonra bir araç iniyordu arenaya cesetleri almak için, filmde görmek isterdim bu sahneleri. Haraçların ölüm şekillerini doğru düzgün göremediğimiz için bu sahneye gerek duymadılar galiba.

*Kural değişikiği yapıldığı sahnede Katniss var gücüyle Peeta’nın adını haykırıyordu, filmde bu yoktu. Hayır yani bağırsa ne olacaktı ki? Kitapta da bir şey olmuyordu, o güzelim sahneyi neden böyle çöp ettiniz.

*Kural değişikliğinden sonra Katniss, Peeta’yı bulmak üzere göl kenarına gidiyordu. Peeta’yı bulduğunda Peeta; “Beni öldürmeye mi geldin tatlım?” demeliydi. Bu repliğini duymadık, duyamadık. Yine neden değişme ihtiyacına duyduklarını anlamadığım bir sahne.

*Katniss&Peeta yakınlaşmasının kitabı okumayan seyircinin kafasını karıştırıp karıştırmadığını merak ediyorum. Kitabı okumamış olsaydım saçmalık derdim. Şimdi kitabı okumayan, filmi izleyen seyirci büyük bir aydınlanma yaşayacak sayemde. Şöyle ki: Katniss Haymitch’in yapmasını istediğini düşündüğü şeyleri yapıyordu. Krem, çorba vs gibi gelen hediye paraşütlerinin hepsi “Yıldızı Sönük Aşıklar” rolü sayesinde oldu.

*Muttaları beğenmedim. Daha korkunç bir şey canlandırmıştım hayal dünyamda. :D Yine de kabul edilebilir muttaların görüntüsü amma velakin sahne eksikti, sahne yetersizdi. O muttalar ölen haraçlar kullanılarak teknolojik ortamda hazırlanmış nefretle dolu vahşi yaratıklar olmalıydı. Hatta Katniss durumu fark ettiğinde şok geçiriyordu. İçlerinden biri Rue idi çünkü. Bu sahneyi doğru yansıtsalardı eğer çok kaliteli bir sahne olacaktı, akıllara kazınacaktı.

*Kitapta olan filmde olmayan diğer önemli sahne Peeta’nın bacağı. Muttalar tarafından zarar gören Peeta bacağından ciddi anlamda yaralanıyordu ve Katniss tarafından pansuman yapılıyordu. Daha sonra Capitol’e döndüklerinde Peeta maalesef bir bacağını kaybediyordu. Katniss vicdan azabı çekiyordu falan… Kitapta çok üzülmüştüm bu duruma. Filmde yer vermemişler acaba ikinci filmde flashback olarak mı yansıtacaklar yoksa hepten es mi geçecekler.

*Gece kilidi sahnesi (Zehirli yemiş, arenadaki son sahne) kitaptaki kadar hoşuma gitmedi, aceleye gelmiş gibiydi. Hem kitapta yanlış hatırlamıyorsam eğer, o yemişleri ağızlarına atıyorlardı, durun çağrısı yapıldıktan sonra da tükürüp suyla ağızlarını temizliyorlardı.

*Dönüş yolunda Peeta ve Katniss arasında olması gereken kırgınlık filmde yoktu, ikinci filme saklanmış olabilir; göreceğiz!

Bu arada iki laf etmeden geçemeyeceğim bir konu var: Herkesin karşılaştırma yaptığı Alacakaranlık serisinden çok farklıydı kitap&film. Neden karşılaştırma yapıyor bu insanlar anlamıyorum, her iki seriyi de okumuş biri olarak Açık Oyunları’nın, Twilight serisinden çok daha üstün ve gerçek anlamda bir şey anlattığını düşünüyorum. Twilight serisinde bariz bir aşk üçgeni vardı en başından beri, bu seride öyle bir şey yok. Serinin anlatmak istediği ilk şey aşk değil ki ona buna benzesin. Kitapta ölmeyi, öldürmeyi, direnmeyi, çaresizliği ve daha birçok konuyu anlatıyor bunun yanında bir tutam da aşk var. Bunca şey içinde aşkı görüp, bunu da tutup başka bir seriyle karşılaştırıp kitapları veya filmi yerden yere vurmak anlamsız. Sinema salonunda da karşılaştırma yapan çokça insan vardı. Neyse diyelim es geçelim.

Kitabı okuyanlar filmi sırf meraklarını gidermek için hiçbir şey beklemeden izlesin; okumayanlar ise izlemesin derim.İlk aklıma geldiği şekliyle filmle ilgili düşüncelerim budur. İzleyenlerin yorumlarını okumak isterim :)

Categories: Karışık- | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 57 Yorum

Suzanne Collins’den Hayatta Kalma Serisi: Açlık Oyunları

“Bir kız var elbette. Onu gördüğüm ilk andan beri aşığım. Ancak, toplama gününe kadar varlığımdan bile habersiz olduğundan eminim.”

“Yani kazanmak, benim durumumda bir şey ifade etmiyor.”
“Çünkü… Benimle birlikte, o da buraya geldi.” (Açlık Oyunları / Sf: 139)
 
Başkenti Capitol olan 12 mıntıkanın bulunduğu bir ülke: Panem. Zamanında büyük mücadeleler ve kayıplar veren ülke, bu yaşananları unutturmamak ve mıntıkalara üstünlüklerini gösterip gözdağı vermek amacıyla her yıl düzenledikleri bir yarışma: Açlık Oyunları! Capitol tarafından düzenlenen ve tüm mıntıkaların zorunlu olarak katıldığı, TV’den canlı yayın yapılan soluksuz bir yarışma.  Yaşları 12 ila 18 arasındaki her çocuğun katılmak zorunda olduğu acımasız kurallarla dolu yarış. Kurallara göre her mıntıkadan bir kız bir erkek çocuk (diğer adıyla “haraç”) seçilir.

Katnis ve çok sevdiği kardeşi; Prim. Toplama günü kötü bir sürpriz olur ve 12. mıntıkadan Prim’in adı kurada çıkar. Kardeşini oyunlara göndermek istemeyen Katnis, onun yerine gönüllü olur. Doğdukları günden beri bu yarış için hazırlanan güçlü kuvvetli haraçlar ve Katnis… Hayatta kalma yarışı başlar…

Düşünsenize 24 tane insan bir adaya toplanıp hayatta kalmak için mücadele verirken tüm olanları kanlı canlı Tv karşısında “heyecanla” izleyen insanlar var. Basit bir yarışma değil bu üstelik, gerçekten hayatta kalma mücadelesi. 24 kişiden sadece biri hayatta kalacak ve diğerleri ölecek. 23 insanın kanlı ölümünü ekran karşısında mısır patlatarak izleyen insanların olduğu bir şehir Capitol. Zavallı mıntıkalarda yaşayan haraç aileleri ise bu işkenceye katlanmak zorunda çünkü Capitol yarışmaların yayınlanacağı saatte elektrikleri kesmiyor ve herkesin izlemesini zorunlu kılıyor. Çok acımasızca!

İşin kötü tarafı kitabı okurken ben de aynı o izleyiciler gibiydim :D Seriyi soluksuz okudum. İlk kitap bittiğinde ikinci/üçüncü kitabı da hemen almamış olmam büyük acıydı. Anında tedarik edip bir çırpıda okudum. Heyecanla, merakla.. Ölümleri ve kanlı mücadeleyi TV karşısında izleyenleri, böyle bir yarışmayı zorunlu kılan Capitol’ü acımasızca değerlendirirken aslında biz okuyucular da biraz öyle oluyoruz sanki.. Her şey kurgu, yazarın zekası evet ama okurken her şey gerçekmiş gibi kaptırarak okuduğumu fark etmedim değil..

Olumsuz tek yorumum: Serinin sonunu beğenmedim. Collins, olmamış! Çok havada kalmış, çok eksik vardı. Konuşulması gereken şeyler vardı bence.. Sonra son anda yaşanan gelişme? Gerek var mıydı emin değilim.. Son bana göre ‘yüzeysel’ olmuştu. Kayıplardan bazılarına çok üzüldüm keşke olmasaydı.

Toplam üç kitaptan oluşan bir seri. Açlık Oyunları. Ateşi Yakalamak. Alaycı Kuş. Her birinden ayrı ayrı bahsetmeyi isterdim ama o zaman kesin spoiler veririm. Fazlasıyla sürükleyici, merak uyandıran bir seri. Okumayanlara tavsiye ediyorum. Daha ilk kitabı okurken bir yandan kitabın sonunu diğer yandansa ikinci-üçüncü kitabı merak edeceğiniz türden bir seri. Başlarken kendimi bu kadar kaptıracağımı hiç bilmiyordum. Serinin filmleri çıkacakmış. İlk kez kitap uyarlama bir filmi merak ediyorum. Kitap kadar iyi olmayacağını biliyorum ama yine de izlemeyi düşünüyorum çıktığında. 23 Mart 2011 tarihinde çıkacak gibi görünüyor şimdilik. Filmin teaser ve fragmanı yayınlandı. Katnis karakteri tam beklediğim gibi olmasa da kafamdakine yakın bir oyuncu ama Peeta?! Kesinlikle olmamış, favori karakterimdi o benim :/ Film çıktığında belki o kadar da kötü gelmez ama bakalım.. Bir tek Gale ve Snow’u oynayacak oyuncuları beğendim gibi. En merak ettiğim ilk ve son kitapta geçen şarkılar. Şarkıların müziğini ve alaycı kuşların melodisini çok merak ediyorum. Film çıksa da izlesek, eleştirsek:)

Okuyun bu kitabı. Bence :P

Okuma listem:

Bin Muhteşem Güneş – Khaled Hosseini
Serenad – Zülfü Livaneli
Bir Gün – David Nicholls

Categories: Kitap | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | 17 Yorum

WordPress.com'dan blog alın. Tema: Contexture International tarafından Adventure Journal.