Posts Tagged With: kısa boy avantajları

Sendrom #2 Kısa boy sorunsalı..

Kişisel sendromlara devam. Geçen yazımızda ortanca kardeş sendromunu konuşmuş, sorunu kökten çözmüştük :P Bu defa kısa boy sorunsalına değiniyorum. Maalesef yine tecrübelerime dayanan bir yazı olacak. Gönül isterdi ki uzun boylu insan olmanın avantajlarını yazayım, ah ahh kompleksim çıkıyor yavaştan yukarı :P Şaka şaka boy konusunda azucuk -gerçekten az, yazıya bakmayın siz!-  bir kompleksim var, kabul ama bir okuyun yazıyı, niye var görün. Ben değil etrafımdakiler sorunlu boyum konusunda. Ben hiç kısa boylu biri olduğumun farkında değildim -ahaha iç sesim itiraz ediyor bu cümleye-  en azından kısa boyun sorun teşkil edeceğinden/ettiğinden vs haberdar değildim. (Etmiyor da zaten.)Ne zaman okula gitmeye başladım o zaman bu sorun patlak verdi. Bir de baktım “Aa ben kısaymışım, ne ayıp!” diyorum. :P Zaman iç dökme zamanıdır çingu!

Şimdi önce dezavantajlarını yazacağım, yazarken de kısa boylu olmanın iyi yanları var mıydı yaee diye düşüneceğim. Vardır mutlaka di’mi? :D

*Yıl olmuş 2012, kısa boylu insanlar hala paça yaptırıyor! Bu pantolonları kime göre yapıyorlar bilmiyorum ama o standart insanı bulup bacaklarını kıracağım! :P Kısayız diye pantolon da mı giyemeyeceğiz yahu. Paça yaptırmak çok sıkıcı, iğneli pantolonu çıkarırken orana burana iğne batması ise daha sıkıcı, acıyın bize :) Hem paçasında hareket olan bir pantol ise bu (ispanyol paça mesela) paçaları kestirdiğinde gidiyor bütün özellik. Hiç ispanyol paça pantolonum olmadığını not düşeyim, olamadı; oldurmayan üretici utansın. Kısayız diye ispanyol paça modasını yaşayamadık ulen sizin yüzünüzden! Oh rahatladım yemin ederim! :D

*İlkokul öğretmenim her zaman ben ve bir arkadaşım için “Birden uzayacaksınız siz, rahat olun!” derdi, o zamanlar sabah uyandığımda “Vuuuu dev kız olmuşum ahahah..” tepkilerini vereceğim bir sabah olacağını hayal ederdim ahah :D Çocuk aklım işte… Buradan ilkokul öğretmenime sesleniyorum: “Uzayacaksın dedin dedin n’oldu şimdi? Bak hala kısayım! Hayal kurmamı sağlayıp hayallerimi yıktınız örtmenim böhüüü!” Aynı rahatlama hissi devam ediyor…

*Yine ilkokul, bu defa beden eğitimi öğretmeni var başrolde. Beni hep cimcime diye severdi kadın. O zamanlar hoşuma giden bu kelimenin anlamını sonradan öğrenip bir “haaa” çekecektim :P Beden eğitimi dersleri iki ders olurdu, ilk ders hep elma toplardık. Elma toplardıktan kastım yukarı doğru zıplayıp hayali elmalar toplamak! :D Amaç boy uzatmaktı, öyle söylerdi. Kendisi de kısacık olan öğretmenimiz hep bizimle birlikte zıplar dururdu yerinde; acaba hala uzama umudu mu vardı? :D Yoksa bizi teşvik etmek miydi amaç? :P Öğretmenim, siz hala kısasınız uzamamışsınız hiç gibi sorular sormak, çelişkiyi idrak etmek aklımıza gelmezdi: Öğretmenim canım benim canım benim, niçın yok yere yordunuz bizi, o topladığım elmaları satsam zengin olurdum ben. Yine de size sitemim yok cimcime hocam benim :P :)

*Ayağını yorganına göre uzat, anlatmak istediği anlam dışında ele alırsak ayağımı hep yorganıma göre uzatmak istedim. Yorganım kat kat uzundu benden, o bile alay ediyordu benimle. :P

*Kıyafet sıkıntısı sadece paçayla sınırlı değil. Şöyle ki: Kıyafetlerimizi asla küçüldüğü için değiştirmeyiz, es kaza makinede çekmiş bir tişörtü giydiğimizde 3 saniyeliğine de olsa “Uzadım mı yoksa ahahah” moduna girer uzun hissederiz; sonrasında tişörtün makinede çektiğini, aslında uzamadığımızı öğreniriz, yaşadığımız hayal kırıklığından en az üç sezonluk dram çıkar. (Ay Yapıma duyurulur.)

*Yukarıdaki maddeye paralel olarak: Annelerin seneye de giyer kafasıyla bir beden büyük aldığı o kazaklar en az iki yıl sonra da -hala- seneye de giyer modunda olmaya mahkûmdur! En komiği de bu geliyor bana :D

*Üst raflara uzanma sıkıntısı! Özellikle buzdolabının içindeyse o raf yandık! Sütlü tatlı yapılır evde, benim payım hep en üst rafın en arka kısmına konulur; uzan uzanabilirsen. Salona gidip sehpa getirmek üstüne tırmanıp sütlaca kavuşmak, sehpayı salona bırakıp tekrar mutfağa gidip sütlacı almak ohooo insanda iştah kalmıyor… Sehpayı es geçip evin uzunlarından yardım isteme alternatifine sahipsin elbette ama alaycı bakışlara ve esprilere katlanmaya hazırsan elbet! :D Bir de çok acımasızlar: Zaten gidip en üst rafa koymuşsun neyine yetmiyor da en arka bölüme koyuyorsun o kâseyi?

*Komik bir şey daha söyleyeyim: Koltuğa veya sandalyeye oturduğunda ayakların yere değmez! Oturma odasında değil ama şu salon takımlarında ayaklarımın yere değdiğini görmedim ben. Ne diye öyle yüksek yüksek takımlar alınır ki, kın kın kın kınıyorum sizi! :)

*Modadan hiç anlamam ama hep kısa boylular çizme giymesin derler, çizme sevmediğimden ya da yaşadığım şehirde çizmelik bir kış olmadığından bu söyleme hiç takılmıyorum. Giymek istiyorsak giyeriz hangi uzun karışacakmış bize, hıh!

*Uzun uzun uzun gerçekten uzun boylu biriyle sohbet etme sıkıntısı insanı -yoksa bile- komplekse sokar! O ne uzun boy öyle arkadaşım, neyle sulamışlar seni! Evet, bak bak bitmeyen kişileri sevmiyorum! :D

*Sinemada öndeki koltuğa uzun boylu biri oturur kesin endişesiyle ön sıralarda bilet alan insanlarız biz. İlkokul ve ortaokul yıllarında ise hep en ön sıraya, öğretmenle masasıyla bitişik olan sıraya oturmak zorunda kalırız. Bir de oturma düzenini tablo yapıp tahtanın yanına çerçeve içinde asardı öğretmen, yerimizi değiştirme lüksümüz de yoktu.

*Kısa boyluysanız ve uzun boylu bir abiye sahipseniz eğer,  abiniz, eliniz tavana (!) değmediği için sizinle alay edebiliteye sahiptir. Geçenlerde gecenin bir körü yaşadığımız bir durum. Abim adeta Tan Sağtürk olup parmak uçlarında yükseldi yükseldi yükseldi -birkaç santim havalanmış bile olabilir- elini tavana değdirdi, sonra bana döndü ve *sen de değdir de görelim seni kısa boylu ezik insan* bakışı attı. Ben de koltuğun üstüne çıkıp zıpladım, değdim! :D Tavan yahuuuu, nasıl değmemi beklersin abi?!

*Aynalar! Dikdörtgen aynayı çapraz hale getirdim ve herkes bunu dekor amaçlı yaptığımı düşündü, oysa boyum yetmediği için öyle yapmıştım :D

Dezavantajları yazarken hep sonraki dezavantaj maddesi aklıma geldi durdu, adeta düşünce ve yazma hızım birbirine yetemedi. Avatajları yazarken ise her madde arasında en az beş dakika düşündüm, bu bile durumun bir özeti. Avantajlara gelirsek:

Öncelikle hemen mottomuzu yazayım: “Bodur tavuk her dem piliç!” :D

*Yaş göstermeme avantajımız her daim vardır. Beni hala ortaokul talebesi sanan teyzeler var. Aslında minyon tipli olmama rağmen yüzümün olduğum yaşı gösterdiğini düşünüyorum. Hiç öyle babyface değilim.

*Biz kısa boylu sevilesi insanlar çok şiriniz! Nomu nomu nomu nomu* şiriniz hem de! :P Bibloyuz bir nevi :D

*Yaşlılığımızı düşünsenize bir? Guduuuu :D Çok şirin nine olacağız inşallah.

*Yine yaşlandığımızda eğilip bükülme veya vücutta deformasyon yaşama durumumuz olmayacak. (Bütün avantajımız yaşlılık galiba, aklıma hep yaşlılıkla ilgili şeyler geliyor :D )

*Kafamıza asla mutfak rafı, kapı süsü gibi saçma sapan şeyler çarpmaz.

*Kıyafetlerimiz asla küçülmediği için, ya eskidiğinden ya da sıkıldığımızdan(tabi sıkıldım lüksüne sahip olamayanları da unutmamak lazım!) değiştiririz. Tee ortaokuldayken beyaz, hiçbir özelliği olmayan üstelik beni bir gıdım göbekli gösteren bir bluz almıştım, -hala en sevdiğim bluzumdur- o bluzu hala giyiyorum! :D Sevdiğim için her yaz bir ya da iki kez giyerim, eskime durumu hala yok, başına bir iş gelmediği sürece benimle kalacak o bluz. (Abartıp torunlara mı saklasam ne yapsam :P)

*Biri uzun diğeri kısa iki arkadaş olarak yağmurlu havada yürüyorsak o şemsiyeyi uzun boylu arkadaş taşır! Şemsiye taşımayı sevmeyen biri olarak bu durum çok hoşuma gidiyor:))

*Kalabalık ortamları rahatça geçebilmek; açılın ben kısa boyluyum! :P

*Yaş sınırı olan bir durumda kimliği çıkarıp dan diye göstermenin verdiği his! :D

*Tek kişilik küçük koltuklarda uyuyabilmek, çok rahat bir uykudur benim için:)

*Ayaklarımız hep yorganımızla uyum içindedir:)

*Çocuk reyonundan tişört alabilmek.

*Boy-kilo oranı muhabbeti açıldığında kısa boylu biri olarak pat diye söyleyiveririz kilomuzu. Boyumu söylemem ama kilomu söyleyeyim; 40 kiloyum. Ve evet boyumla fazlasıyla orantılı, ipucu verdim burada :P

*Topuklu ayakkabıyı her zaman istediğimiz şekilde giyebiliriz, sorun olmaz. (Bir de konverslerden vazgeçip topuklu ayakkabı giyme isteğim olsa tam olacakmış ama…)

*Evet, koltuğa oturduğumuzda ayağımız yere değmiyor olabilir fakat ayaklarımızı sallandırma imkanı veriyor bu bize. Bardağın dolu tarafına bakmak için zorladığım maddelerden biri bu :D İyi kıvırdım bence :P

*Benim gibi kısa boyu çok sorun etmiyorsanız eğer boyla ilgili her espriye -iyi niyetli elbette- katılıp eğlenebilirsiniz. Bizim evde benim boy takıntım bilindiği için çok eğleniriz. Bazen düşünüyorum da boyum ve burnum olmasa ne olacaktı bu ev halkının hali :D

Yıllar önce bir haber okumuştum gazetede ülkenin birinde kısa boylu olan ve bundan feci rahatsız olan biri ameliyatla boyunu uzatıp manken olmuştu. Ne kadar sorun ediyorsa artık hırs yapıp uzamış üstüne bir de manken olmuş vuhaa! :D Boyla ilgili haberleri gözümün hemen görmesi de algıda seçicilik olsa gerek. Ameliyatla boy uzatmayı asla düşünmedim, bundan ziyade daha fantastik bir şey düşündüm: Bir sabah uyanacağım ve 10 santim uzamış olacağım! Ahahah :D

*Nomu: Uzak doğuya ilgi duyanlar bilir ama bilmeyenler için nomu (Gumiho’dan öğrendiğim kadarıyla) kelimesi “çok” anlamına gelir. Nomu yeppuda! mesela, yeppuda’da güzel demek. Çok pis kelime açıklarım :P

Bir sonraki komplekste pardon sendromda görüşmek üzere.
Yazıyı burada bitirme kararı almışken son sözümü söyleyeyim: Benden kısa olan insanları seviyorum! :D Ahahah :D

Categories: Kişisel | Etiketler: , , , | 38 Yorum

Create a free website or blog at WordPress.com. Tema: Contexture International tarafından Adventure Journal.