Photoshop, ders 8

Konu: PNG

PNG nedir diye sorsanız bana fotoyu arka plandan kusursuzca ayırmak, arka plan temizlemek derim, çok ısrar ederseniz bir de ‘fotoğraf formatlarından biri’ derim. Daha profesyonel bir yorum isterseniz eğer; açılımı Portable Network Graphics olan kısa PNG dediğimiz şey, “Taşınabilir Ağ Grafiği” anlamındaki (Portable Network Graphics)‘in kısaltmasıdır.

Kendisi daha önce anlattığım arka plan temizleme yöntemi için “Kenarları grimsi kalıyor” demişti, o zamandan beri bu yöntemi anlatmak istiyordum ama konuya hakim değildim henüz. Bu yöntem daha kullanışlı galiba, çünkü daha net sonuçlar alınabiliyor yine de önceki yöntemi daha çok seviyorum ben. Bu yöntemi fotoğrafçıda çalışan kuzenim göstermişti bana da, bugün birkaç deneme yapıp detayları hatırlayınca dersi hazırladım hemen. Pratik bir ders yine:)

PNG şeffaf arka planı destekliyor ki bu en sevdiğim özelliğidir. Ayrıca PNG Jpeg formattan daha kalitelidir, birçok kişi jpeg yerine PNG formatta kaydetmeyi tercih ediyor. Ben hala bu konuda alışkanlık kazanmış değilim kafama göre takılıyorum kaydetme aşamasında.

Bugün PNG yapımını ve kullanımındaki pratikliği anlatacağım. PNG yapmanın birçok yolu var, ders-4 png yapımlarından biri mesela, sadece kaydederken jpeg formatı yerine png’yi seçeceksiniz o kadar.

Kullanacağımız tool: Pen Tool.

Kullandığım foto

Min Ho’nun siyah-beyaz fotoğraflarını özellikle bu fotoğraf çekimini çok seviyorum. Wallpaper yapmak için kaydetmiştim bunları ama fırsat olmadı. Bu ders için pratik bir foto olduğundan kullanmak istedim.

Aşama – 1

Pen Tool seçilir.

Aşama – 2

Pen tool’u seçtikten sonra üst bölümün bu şekilde olmasını sağlayın.

Aşama – 3

Fotoğrafın etrafını yukarıdaki gibi seçmeye başlıyoruz. Noktalar birbirine ne kadar yakın olursa alacağınız sonuç o kadar kusursuz olur. Başlangıç noktasından başlayıp sık aralıklarla işlemeye başladıktan sonra bitiş noktasıyla başlangıç noktası aynı olmalı. Yani başladığınız noktada bitirmeye dikkat edin.

Aşama – 4

Başlangıç ve bitiş noktası birleştiğinde, yukarıdkai görüntüyü elde etmeliyiz. Bu hale geldikten sonra sağ alt layer bölümüne gidip, background’a çift tıklıyoruz ve çıkan pencerede hiçbir değişiklik yapmadan ok diyoruz. Böylece background’daki kilidi kaldırmış oluyoruz.

 

Aşama – 5

Fotoğrafın üstüne sağ tıklayıp Make Selection’a tıklıyoruz. Çıkan penceredeki pixels ayarını kafanıza göre belirleyebilirsiniz. Bu bölümde deneme yanılma ile size en uygun olanı seçmeniz mümkün. Ben 0,5 kullandım.

Aşama – 6

Sonrasında selection – inverse (Kısa yolu; Shift + Ctrl + I) yapıyoruz.


Aşama – 7, son

Select- inverse ardından DELETE. Bu kadar.

Kaydetme Aşaması -en önemli nokta-

Sonuç
(Kenarlarındaki hataları fark ettim, siz yaparken daha özenli yaparsınız :P )

 

Öneri

*Arka planı temizlediğiniz her fotoğrafı kaydetme aşamasında PNG olarak kaydetmenizi öneriyorum. PNG’nin cazip yanı daha sonra arka plan temizlemek zorunda kalmamak. Yuarıdaki fotoyu png olarak kaydettim. Bilgisayarınıza kaydedip photoshop’ta açarsanız fotoğrafı ne demek istediğimi göreceksiniz. Kullanıma hazır, arka planı temizlenmiş fotoğraf olacak… Eğer her seferinde png olarak kaydederseniz yavaş yavaş png arşivi yapmış olacaksınız. PNG bu açıdan önemli ve gerçekten daha sonrası için kullanımı inanılmaz pratik oluyor.

Hazır arka planı temizlemişken küçük bir çalışma yapayım dedim :P

Bir sonraki derste görüşürüz, takıldığınız noktaları sorabilirsiniz.

Bu çekilişe katılırım!

Bu çekiliş resmen benim için yapılmış :D Kore’ye hayran olma durumu sadece aktör/aktris dizi-film değil. Teknolojilerini de seviyorum ben. İzlediğim dizi-filmlerde gördüğüm şipşak fotoğraf makinelerini gördükçe ahhhh diyordum her seferinde. Aklıma geldikçe internetten araştırıyorum bu makineleri, notlar alıyorum falan filan… derken bugün bu çekilişi gördüm! Bu bir işaret olabilir yıllardır yanıma yanaşmayan şansım bana bir güzellik yapabilir.  İstiyorum, araştırıyorum ve karşıma böyle bir çekiliş çıkıyor, bütün işaretler lehimeyken katılmamak olmazdı. İnşallah diyorum. (Amin diyin çabuk :P )

Siz de katılın derken samimi değilim ama siz de katılın şansınızı deneyin.
(Yarım ağız söylüyorum :D )
Katılmak için TIKLAYIN

İlk defa bir çekilişe katılıyorum, umarım ilk seferde başarılı sonuç alırım :P

Bigbang, Türkiye’de!

Düşündükçe heyecanlanıyordum. Biz sahiden Kore’ye gitmiştik. Üstelik Bigbang konserini izleyip onlarla tanışmıştık. Ne tanışması yahu kanka olmuştuk resmen. Küçük partimiz aklıma geldikçe hala gülüyorum. Özge’nin T.O.P’ye yaptığı “Senden çocuğum olsun…” serenadı en komik anılarımdan biri. Aylar geçmesine rağmen daha dün yaşadığımız şeylermişçesine tazeydi her şey…

Döndükten sonra Kore maceramızın bir mucize olduğuna inanıyordum hep fakat asıl mucize bugün oldu. Çok şaşıracağınız, çıldıracağınız bir şey oldu dostlar. Mucizenin gerçekleşme aşamasına kadar neler olduğunu anlatmak istiyorum izninizle. Yaklaşık iki aydır beklenen yeni Bigbang albümünün parça parça gelen imaj teaserleri hepimizin heyecanlanmasına neden oluyordu. Bigbang’den yeni şarkılar dinlemeyi özlemiştik. Keşke ülkemizde de konser verseler diye iç geçirirken YG’nin, olası konser listesini yayınlaması keşke’lerimizin yerini “inşallaha” bırakmasına sebep oldu. Konser listesinde Türkiye’nin de adı geçiyordu, bu bile büyük gelişmeydi.

Daha geçen ay ülkemize JaeJoong gelmişti ve şimdide Bigbang mi gelecekti? İhtimaldi ama güzeldi. Gelmelerini çok istiyorduk… Kore’den döndükten sonra hepimiz boşluğa düşmüş gibiydik. Yaşadığımız o enerjisi yüksek günlerden sonra normal hayata adapte olmak bizi zorlamıştı. Grubumuz Twinkle Girls’e yeni isimler katılmıştı. Bir araya geldiğimizde menajerimiz Lee bizi idare edemiyordu. Ekibimize yeni katılan üyeler Kore maceramıza katılamadığı için biraz çekişme oluyordu aramızda. Ama asıl sorun Bigbang’le tanışma hikâyemizi konuşmaya başladığımızda çıkıyordu. Çünkü, zaten üç tane olan G-dragon hayranlarına Dijjle’nin de katılması ortamı kızıştırıyordu her seferinde. Konu GD olduğunda hiç anlaşamayan Gd üçlüsü, Mine, Seda ve Selin birlik olup Dijjle’ye hava atıyorlardı :D Biz bu durumla çok eğleniyorduk ama Dijjle gıcık oluyordu, o maalesef GD ile tanışma şansına sahip olamamıştı. Aynı durum T.O.P için de geçerliydi: Yuki ve Özge’ye bir rakip daha gelmişti; Puff! O da Dijjle ile aynı kaderi paylaşıyordu. Grubumuza katılan diğer iki isim Seidou ve OhYoonJo ise tam bir Seungri fanıydı. Yine en şanslı olan ben ve pastırma adamımız Lee idi. Biz Tae konusunda çok iyi anlaşıyorduk asla kavga etmiyorduk. Bir ara Lee’nin beni dışarıda bırakacağından şüphe etsem de çok kısa sürdü bu. Aramıza katılan isimlere tüm çekişmelere rağmen hemen ısınmıştık ve artık kocaman bir aile olmuştuk. 10 kişilik grubumuzla SUJU olma yolunda ilerliyorduk. Menajerimiz bu durumdan hiç hoşnut değildi.

Günler günleri kovalarken hayatımız normal akışına dönmeye başlamıştı… Çok uzun sürmedi bu akış, twitter hesabıma, Taeyang’dan gelen bir direkt mesaj yeni bir maceraya atılacağımızın habercisi gibiydi.

Taeyang ile her ne kadar twitter üzerinden sohbet etsek de daha önce hiç direkt mesaj yollamamıştı bana. Bu nedenle şaşkın ve sırıtık bir şekilde ekrana bakakaldım bir süre. Merakıma yenik düşüp mesajı açtığımda tam bir “şok” yaşadım! Tae, hayatımın en güzel haberlerinden birini müjdeliyordu bana. Yeni albümün ilk klibi (Love Dust) Türkiye’de çekilecekti. İlk gezimizde menajer Lee’nin, YG Başkanına kartvizit bırakması bizim için bir şey ifade etmiyordu, arayacaklarını ummuyorduk çünkü. Umduğumuzun aksine koskoca Yang Hyun Suk (YG Başkanı) klip detayları için Lee’yi aramış fakat ulaşamamış… Taeyang olmasa belki de bu güzelim şans yanacaktı. Ah Lee… Taeyang’ın dediğine göre Yang Hyun Suk daha önceki tanışıklığımızdan ötürü kendilerini bizim karşılamamızı istiyormuş. Türkiye’de olduklarını sadece biz ve Kültür Bakanlığı biliyor olacakmış.

Allah’ım! Ne şanslı, ne şahane insanlardık biz! Her seferinde dört ayak üzerine düşen kedilerdik biz! Bu kadar seviniyordum ama bir yandan da Tae bizi kekliyor olmasın sakın diye düşünüyordum. Sonuçta o kadar ülke varken neden Türkiye?

Bakanlık kardeş ülke olmamızdan ötürü klip çekimi için Kore’li gruba onay vermiş. Ama asıl sevindirici olay detaylarda gizliydi: YG Başkanı, Avrupaya açılmak istediklerinden köprü vaziyetindeki Türkiye’yi seçmişler klip için, böylece hem Avrupayı hem de Asya’yı yansıtabilecek egoztik bir hava çıkacakmış ortaya.

Korkumu iki saat sonra aklıma gelen fikirle yerle bir ettim. Kültür ve Turizm Bakanlığında çalışan kuzenimi arayıp konuyla ilgili çaktırmadan laf almaya çalıştım ama sağ olsun daha “Nasılsın” dememe fırsat kalmadan dert yanmaya başladı: “Sorma Destiny, başım belada! 2 gün sonra bir grup Kore’li şarkıcı klip çekmek ve ülkeyi gezmek için buraya gelecekmiş. Türkiye’de bulundukları süre boyunca onlara eşlik edecek, şehir şehir gezdirecek bir rehber bulmalıyım acilen ama bulamıyorum. Kimse şehir şehir gezmeyi kabul etmiyor, Bakanlık cimrilik ediyor rehberlik ücreti konusunda. Bu meseleyi halledemezsem kovulduğumun resmidir! Zaten geçen seferlik ayarladığım Bakanlık gezisini arılar bastığı için üstlerimden bir sürü fırça yedim. Eğer bu işi de elime yüzüme bulaştırırsam kesin kovarlar beni. Sanki dünyada klip çekecek yer kalmadı, onca yolu insan klip çekmek için gelir mi Allah aşkına?! Güzel güzel kendi ülkenizde çekin işte klibi, di’mi ama?!”

İlk defa kuzenimin gevezeliğinden bu kadar memnundum. Daha ağzımı açmadan öğrenmek istediklerimden fazlasını öğrenmiştim. Krizi fırsata çevirdim ve Twinkle Girls grubu olarak seve seve gönüllü rehber olacağımızı ve şehir şehir gezmekten zevk duyacağımızı söyledim. Zor durumda olan kuzenim teklifime balıklama atladı tabi. Bigbang ile olan münasebetimiz nedeniyle teklimizi kabul etmeleri pek zor olmadı. Tahmin etmeyeceğim şey ise gezi boyunca bütün masrafları Bakanlığın karşılayacak olmasıydı. İşte bu güzel haberdi doğrusu. İşin cılkını çıkarmayacağımızı umuyordum.

Her şeyin harika gidiyor olması biraz duraklamama sebep oldu. Kesin bir yerlerde bir patlak çıkacaktı ama hayırlısı diye düşünmekten alamadım kendimi. Gezi planları en ince detaya kadar hesaplanmalıydı, pürüz çıkmasına imkân vermemek lazımdı.

Hemen diğerlerine haber vermek için telefona sarıldım. Önce kimi arasam derken Lee’yi aramaya ve onu işletmeye karar verdim fakat Lee’nin telefonu hala kapalıydı. Ne olmuştu yahu bu çocuğa… En iyisi Seda’yı aramak, haberi duyunca çıldıracaktı!

O anda bir şey oldu, şeytan dürttü. Görüş açım birden buğulandı ve kafamın üstünde bir baloncuk meydana geldi: “Bigbang Türkiye’ye gelmiş ve klip çekimlerine başlamışız. Klibin başrolünde ben varım! Bigbang üyeleri bana kavuşmak için adeta birer “Bad Boy” olup elden ele geçen minik kavanozdaki “aşk tozunu” üstüme serpmek için birbirleriyle mücadele ediyordu. Bense mutluluk sarhoşu olmuş, kahkahalar atıyorum…”

Güzel hayaldi fakat klip mekanının tantunici olması bana birazcık garip geldi. Daha fazlasını hayal edemedim maalesef çünkü aklıma OhYoonJo geldi: Siyahlar giymiş olan YoonJo şuh kahkahalar eşliğinde kazanın başında durmuş, beni kaynatıyordu!”

Haber vermediğim takdirde kesinlikle bunu yapardı, üstelik diğer üyeler yardım etmekten çekinmezdi. Bigbang ile tek başıma bir ülke gezisi ne kadar cazip olursa olsun, böyle bir şeyi arkadaşlarıma yapamazdım. Biz bir ekiptik ve ekip ruhuna ihanet etmek bize yakışmazdı. Hepsine twitter’dan “Çok acil toplantı!” mesajı atıp arkama yaslandım…

Diğerleri duyduğunda şok geçirecekti! :D Akşama kadar mutluluk ve heyecandan saçmalayıp durdum, bir türlü bir şeye konsantre olamadım nihayet herkes toplandığında bombayı patlattım: “Millet, Bigbang geliyor!

Ekibimiz ikiye ayrıldı: Kimi geyik yapmaya başladı, kimi ise acaba deyip işin aslını öğrenmek için çabaladı. Sonuç olarak hepsini sustrurup her şeyi en baştan anlattım. Lee hemen telefonuna baktı ve şarjının bittiğini gördü. Herkes sakinleşip olayı anladığında tepkiler görülmeye değerdi. Nihayet bir avuç vip olan biz mutluluğumuzu doyasıya yaşıyorduk.

Hemen plan yaptık, Bigbang ertesi gün yola çıkıyordu. Önce İstanbul, ordan Adana ve nihayetinde Mersin’e geçiş yapacaklardı. Çok yorulacaklardı. Onlar adına üzgündüm ama kendim için çok mutluydum, ilk önce benim şehrimi gezeceklerdi ve belki de klibi burada çekeceklerdi.

Diğerleri özellikle İstanbul’da yaşayan Yuki, Puff ve Lee bu duruma itiraz etmişti ama gezi planının bu şekilde ayarlandığını ve başlangıç noktasının Mersin olmasına çoktan karar verildiğini söyledim. Aslında ilk önce Mersin’e gelmelerini ayarlamak çok ama çok zor olmuştu benim için. Bakanlıktaki kuzenime ayrı, Taeyang’a ayrı yalanlar uydurmuş ve ilk önce Mersin’e gelmeleri gerektiğine ikna etmiştim onları. Bakanlıkta çalışan üst yetkililer bu durumun çok mantıksız olduğunu ve ilk durağın İstanbul olması gerektiği konusunda ısrarcı olmuşlardı hatta neredeyse böyle oluyordu fakat son anda şans yaver gitti ve YG Başkanı o kadar yol geldikten sonra soğuk havanın grubu çarpacağını, geziye sıcak bir şehirden başlamak istediklerini özel olarak rica etmişti. Sonuç olarak Akdeniz’in incisi Mersin’e geleceklerdi! Hahah :D Resmen ortalığı karıştırmış, her şeyi lehime çevirmiştim. Kendimi seviyorum! :P Mine bunu duysa, beni öldürürdü heralde! :D Ne de olsa o da Ege’nin incisi İzmir’de yaşıyordu.

Yarın sabah 08.00’da Seul’den havalanacaktı Bigbang, hiç dinlenmeden sürekli uçak değiştireceklerdi, ta ki Adana’ya gelene kadar. Adana’da onları tüm ekip karşılayacaktık. Hesabımıza göre Seul-İstanbul arası yolculuk yaklaşık 10-11 saat sürecekti. İki ülke arasında 6-7 saat fark olduğundan biz gece uyurken onlar çoktan yolculuk etmeye başlamış olacaklardı. Yaptığım kaba hesaba göre akşam akşam 9 gibi Mersin’de oluyorduk.

Uyumak üzere odama çekildiğimde heyecandan uyuyamam ki ben tripleri atarken şimdi elimi yüzümü yıkıyordum! :D Bu akşam Bigbang ve diğer çingular Adana’da olacaktı. Akşama kadar ne yapsam da oyalansam derken bu durumu aileme anlatmadığımı, izin bile almadığımı fark ettim.

Aileme daha doğrusu konuyu anneme açtığımda şiddetle karşı çıktı! Resmen şok oldum daha 3-4 ay önce bu kadın Kore’ye gitmeme izin vermemiş miydi yahu?!! Annemin ikna ettiğim takdirde babamı da otomatikman ikna etmiş olacaktım ama annemin yaptığı iş miydi şimdi?! Neymiş efendim elin çekikleriyle şehir şehir gezemezmişim falan filan… İşin içinde Allahtan Bakanlık vardı, annem duyunca hemen yumuşadı, izin verdi. Az daha hayatımın fırsatını kaçırıyordum yahu, üstelik Mersin’e gelmelerini sağlamak için onca yalan uydurduktan sonra :P

Karşılama saati gelene kadar ilk gezimizden kalan fotoğrafları ve hediyeleri inceledim uzun uzun. Sonra karşıdaki duvara baktım: Kocaman bir Bigbang fotoğrafı vardı, fotoğrafı özel kılan Bigbang ve Twinkle Girls gruplarının müthiş uyumuydu. Bu fotoğraftan hepimizde vardı. Aramıza yeni katılan arkadaşlarımız, Puff, OhYoonJo, Seidou ve Dijjle’nin fotoğrafta olmaması üzücüydü ama Bigbang Türkiye’ye ayak bastıktan sonra bu sorun ortadan kalkacaktı :P Bol bol fotoğraf çekip, yeni anılar edinecektik:)

Karşılama saatine kadar kendimi oyalarken geç kalıyordum az daha. Tam şu anda Adana havalimanında çingularımı arıyordum. 10 dakika önce Yuki “Geldik, seni bekliyoruz!” mesajı atmıştı.

Her zamanki gibi geç kalmıştım. Nereye kayboldu bunlar yahu, birazdan Bigbang gelecekti belki de gelmişlerdi, saat 9 olmuştu çoktan.

Telefonumu çıkarmak için elimi cebime attığımda Cinnet’in kahkasını duymamla yan tarafa dönüp bizimkileri görmem bir oldu. Bigbang gelmiş, bizimkiler onları karşılamış ve şimdi de oturup bol kahkahalı muhabbete dalmışlardı. Kıskandığımı hissettiğim an ile Tae’nin beni fark etmesi ve “Omo, Chingu!” demesi bir oldu. Kıskançlığım buhar olmup uçmuştu:) Hepsiyle kucaklaşıp, hoşgeldinleştik…

Zavallı bigbang üyelerinin yorgunlukları gözlerinden okunuyordu. Son trene yetişip otele doğru gitmeye başladık. Tren yolculuğunu herkes çok sevmişti.

Bigbang’in kalacağı otel Mersin’in en ünlü oteliydi. İbrahim Tatlıses bile bu otelde kalmıştı! :D Tabi Mersin’in en ünlü otelinin bizim evin tam karşısında olması tamamen tesadüftü! :P

Bigbang otelde, çingularım ise bizim evde kalır diye hesap yapmıştım ben. Bu nedenle bizimkileri apartmanın bahçesindeki çardağa bırakıp, “Üyeleri yerleştirip hemen geliyorum” dedim fakat Seda ve Selin şiddetle karşı çıktılar. Bu iki cin Bigbang ile kendilerine aynı otelde yer ayırtmış! Akşamki toplantıda otel ismini söylemiş olmam tamamen benim saflığımdı doğrusu. Ben eve giderken diğerleri otel bahçesine girmişlerdi bile.

Yapacak bir şey olmadığından uyumaya karar verdim ama ne mümkün! Dönüp duruyordum yatakta. Vip gençliği ve Bigbang yemek yiyordur şimdi, yoksa sahile falan mı inmişlerdi acaba? Ben de mi gitsem ne yapsam… Nasıl olsa hemen yolun karşısı… Uykuya dalmadan hemen önce bunları düşünüyordum işte…

Sabah erkenden uyanıp soluğu otelde aldım. En azından kahvaltıda olmalıydım. Önce lobiye gidip konuklarımın uyku durumunu sorayım dedim. Bir şaşkınlık da orada geçirdim. Koşarcasına otelin barına gittim. Mine, Seda, Selin ve Dijjle GD ile birlikte, Yuki, Özge ve Puff T.O.P ile, YoonJo ve Seidou Seungri ile, Lee ise Tae ve Daesung ile bir köşede sızmıştı.

Detayları otel çalışanlarından öğrenmeye çalıştım ama onlar da tam olarak bir şey anlamamışlar. Koreli knukların saat farkı yüzünden uyuyamadığını ve bir şeyler içmek için bara inmiş olabileceklerini söylediler. Buraya kadar anlaşılabilir bir şey fakat bizimkiler ne ara böyle biraraya geldi onu anlamıyorum. Zavallıcıklar zaten yol yorgunuydu…

Saat 10.00 sularında kahvaltı masasında toplanmıştık. Masaya oturduğum andan itibaren hepsinin yüzünü dikkatle inceliyordum ama yine de bir şey yakalayamıyordum. Akşam neler olduğuyla ilgili tek bir açıklama alamadım; hatırlamıyorlarmış! Kahvaltı her şeye rağmen eğlenceli geçmişti. Peynir, zeytin, reçel gibi normal kahvaltılıklara alışık olmayan Kore’lilerin tepkilerini izlemek güzeldi:)

Az sonra yanımıza gelen klip yapımcılarıyla birlikte şehir turu yapmak üzere yola çıktık. Bakanlığın bize tahsis ettiği minübüse doluştuk, bu defa Bigbang değil türk şarkıları dinliyorduk. Fondaki yeşilçamın neşeli şarkılarıyla beraber ilk gezeceğimiz mekana gelmiştik: Cennet ve Cehennem Mağaraları.

Bigbang üyeleri gideceğimiz mekanın adını duyunca yol boyu nasıl bir yer olduğunu sorup durmuştu. Kültür minübüsümüz durduğu zaman sırt çantalarımızı alıp fırladık Cennet ve Cehennem’in kucağına.. Yapım ekibi arkamızda sürekli çekim yapıyordu. Bu görüntüler daha sonra dünyadaki tüm VIP’ler için internete yüklenecekti. Böylece Bigbang ile yaptığımız küçük çaplı Türkiye gezisi ölümsüzleşecek aynı zamanda ülkemiz adına güzel bir turizm kampanyası haline gelecekti. Her açıdan Türkler olarak şanslıydık:) Tek üzüldüğüm nokta bizi kıskanacak olan VIP’lerdi:)

Mağara girişinde hep beraber durup mekanla ilgili bilgiler verdik ve el salladık. Ardından keşfe başladık. Herkes önceden yaptığım uyarı nedeniyle spor ayakkabısı giymişti, bunu gün boyu gezmemize bağlamışlardı ama az sonra görecekleri daha doğrusu yaşayacakları şeyden sonra amacın farklı olduğunu göreceklerdi. Çünkü önümüzde çıkacak 452 basamak vardı! :D

Basamak sayısını duyduklarında önce tepki vermedi gezi ekibim ama sonra “genciz biz, çıkarız yahu!” demeye başladılar. İlk basamakları hoplaya zıplaya, güle oynaya çıktık ama daha ortalara bile gelmeden sızlanmalar başlamıştı :D Merdivenleri yarıladığımız zaman su molası verdik, yorucu olmasına rağmen etkileyici bir mekandı mağaralar… 300. Basamağa ulaştığımızda karşımıza bir Kilise çıkıyordu. Girişteki kitabede kilisenin, V. yy’da Paulus adında dindar bir kişi tarafından Meyrem Ana için yapıldığı yazıyordu. Daesung girişteki bu tabelanın fotoğrafını çekti.

En tepeye ulaştığımızda çantalarımızı fırlatıp bir süre uzandık yerlere, 452 basamak yormuştu. Çantamıza zulaladığımız çubuk kraker, kek çörek gibi abur cuburları yemeye başladık. Daha sonra ben çantamdan bir saklama kabı çıkardım. Koskaca Bigbang geliyordu ülkemize bir yaprak sarması yemeden mi gideceklerdi? :P Yaprak sarması elden ele dolaştı, grup için yapılmış olsa da en çok Tae’nin tepkisini merak ediyordum:) Diğer grup üyeleri gibi o da parmaklarını yaladı :P Herkes çok beğenmişti ve özellikle Bigbang çok lezzetli bir yiyecek olduğunu söyledi. Yaprağın içinde ne olduğunu soran GD’ye cevap verecekken Dijjle benden önce atılıp anlatmaya başladı: Bana sormuştu halbu ki!

Hayran hayran etrafı inceliyorduk, manzara ve atmosfer büyüleyiciydi. Yapım ekibi atmosferin “Aşk Tozu (Love Dust)” klibi için uygun olduğunu fakat klibin burada çekilmesinin mümkün olmadığını söyledi. Sadece merdivenler bile engeldi.

Biz etrafı incelerken eip sürekli bizi çekiyordu. Özge telefonunun müzik çalarını açtı ve bir anda mağarada Haru haru’nun melodisi yankılanarak yükseldi. Kamera, müzik, Bigbang ve bir avuç Vip aynı ortamda olunca ister istemez klip benzeri bir şey çıktı ortaya. Hep beraber Haru haru’ya eşlik ediyorduk. Şarkı bittiğinde GD ve T.O.P hemen yeni bir şarkıya geçti: Gara gara GO!!! Resmen klip çekmiştik:) Bu anları asla unutmayacağımızı biliyordum. Her an her saniye zihnimizin kuytu köeşelerinde güzel bir anı olarak yer ediniyordu.

Cennet merdivenleri çıkarken ne kadar yorulduysak inerken o kadar eğlendik. Bigbang ve Vip’ler iki rakip takım oldu bir anda ve önce kim ineceksavaşı başladı. Biz kızlar dökülmüştük birer birer… Umudumuz Lee, Bigbang’i yenmeyi başarmıştı! :D

Sırada Cehennem mağarası vardı. Yine merdiven tırmanacağımızı sanan gezi ekibim ayaklarını sağa sola açarak küçük bir jimnastik yapıyordu. Oysa cehennem’e sadece tepeden bakacaktık, merdiven falan yoktu :P

Cehennem çukurunun yanına geldiğimizde biraz ürkerek koca çukura baktık. Cehennem gerçekten adını yansıtıyordu. Eksik olan tek şey ateşler, alevlerdi… Doğal bir çöküntü sonucu oluşan çukura cehennem adı verilmiş. Hatta mitolojik bir efsaneye dönüşmüş. Mitolojiye göre Zeus, yüz başlı alev püskürten devasa ejderha Typhon’u yenilgiye uğrattıktan sonra onu Etna yanardağının altına kapatmadan önce cehennem çukuruna hapsetmiş.

Bigbang çukuru büyüleyici bulurken ben sadece korkunç bir yer olarak görüyordum. Hemen herkesin yorumu ihtişamlı ve korkunç buna rağmen etkileyici oldu. YoonJo ise olaya farklı bir bakış açısı getirdi: Shin Min Ah’yı kaynatacağı koca kazan olarak görüyordu çukuru! :D

Mağaralarda gezecek yer kalmadığında başka bir mekana gezmek üzere minübüse doluştuk yine. Bir saatlik bir yolculuktan sonra kısa şahane bir deniz manrası karşıladı bizi. Kıyıdaki teknelerden birine binip denizin ortasındaki tarihi yapıya doğru ilerledik. Mersinin turistik mekanlarından biriydi Kız Kalesi. Denizin ortasındaki yapının güzelliğinden etkilenen Bigbang üyeleri buranın efsanesi nedir diye sorunca en klişe olan efsaneyi anlatmaya başladım: Efsaneye göre bölgede yaşayan Krallardan biri kız çocuğu olsun diye sürekli dua edip duruyormuş. Nihayet dileği gerçekleşmiş ve güzeller güzeli bir kızı olmuş. Büyüdükçe güzelleşen kızının geleceğini öğrenmek isteyen Kral, kentin ünlü falcısını saraya çağırtır. Falcı, Prensesin falına bakar ve Krala ‘Kızınızı bir yılan sokacak’ der. Kızını koruma endişesi Kralı sarıp sarmalar, sonunda denizin ortasına, bu yapıyı inşa ettirir ve kızını oraya kapatır. Günlerden bir gün saraydan gönderilen sepetin içinden çıkan yılan prensesi sokar ve oracıkta öldürür.

Hepimizin aşina olduğu bu hikaye bizi pek etkilemiyordu artık ama Kore’li misafirlerimizi hüzünlendirmeye yetmişti. Kalenin her yerinden tarih dökülüyordu. Küçücük tarihi adımlıyorduk resmen. Seungri ve Daesung her anı fotoğraflamaya devam ediyordu. Yapım ekibi ise kalenin içindeki her dokuyu kameralara kaydettikten sonra manzaraya odaklanmıştı. Deniz masmavi, uçsuz bucaksız görünümüyle şüphesiz çok etkileyiciydi. Restorasyon çalışmalarından dolayı çok fazla kalamadık ama yakınlarda gezecek çok daha güzel bir yer vardı: Yapraklı Koy

Kız kalesine kadar gelip de buraya gelmeden olmazdı. Minübüsten indiğimizde, bizi şahane bir manzara bekliyordu yine. Taeyang ve T.O.P “Wow!” sesleri çıkarırken G-Dragon tüm neşesiyle “Wuhaaaa!! Asıl cennet burası!” demişti. Gerçekten öyleydi:) Plajı olmayan, kayalıklarla çevrelenmiş eşsiz güzellikte bir koydu burası. Yüzeydeki sıcağımsı suyla derinlerden gelen buz gibi suyun birleşmesiyle güzel bir yüzme keyfi yaşatıyordu insanlara. Yaz sıcaklarında Mersin halkının vazgeçilmez mekanıydı Yapraklı koy. Sabahın erken saatlerinde gelinip gece geç saatlere kadar günübirlik tatil için en uygun yerdi. Tek kötü yanı buraya yaz mevsiminde gelmemiş olmamızdı :( Koyun etrafındaki kafelerden birine geçip güneşli havaya güvenerek dondurma yedik. Yapım ekibi, Bigbang üyelerini dondurma konusunda uyarsa da bizimkiler pek oralı olmadı, iştahla yediler dondurmayı:)

Tesisleri gezerken yapım ekibi, mekanın klip için çok uygun olduğunu en azından bir bölümünün burada çekilebileceğini söyledi. Henüz net olmasa da ajandaya Yapraklı Koy küçük bir not olarak yazılmıştı. İnşallah burada çekerler diye dua edip durdum. Eğer burada çekilirse diğer şehirleri gezmeye hiç lüzum yoktu :P Arkadaşlarım iç sesimi duysa beni şu buz gibi suya atarlardı heralde :D

Gezmekten yorulmuştuk ve en önemlisi acıkmıştık. Daesung şehir çarşısını görmek istemişti ama öyle mutlaka görülmesi gereken düzgün bir çarşı yoktu maalesef. Yine de düştük yollara. Seungri ilgiyle sokakları izliyor, gözlem yapıyordu. Sonra da taklitlerini yapıp bizi güldürüyordu :D Seidou bu taklitleri cep telefonuna kaydediyordu keyifle:)

Şehir merkezine geldiğimizde minübüsten inip yürümeye başladık. G-dragon moda tutkusunu hemen belli ediyordu. Mağazada vitrininde gördüğü güzel kıyafetleri incelemek için içeriye giriyordu her seferinde. Her gittiğimiz mağazada dikkat çekiyor ve satış elemanlarının bütün ilgilisini, satış tekniklerini üstümüzde denemesine mecburen katlanıyorduk. Aksesuar reyonunu gezen T.O.P satış elemanının gevezeliği yüzünden Yuki, Özge ve Puff’a fular almak zorunda kalmıştı. Kızlar bu durumdan memnundu tabi, direkt elden alınmış özel bir hediyeydi bu sonuçta. Bense Taeyang’a bere almaya karar verdim fakat Daesung’ın bereleri süreklip denediğini görünce ona bir bere hediye ettim:) Ben bile şaşırdım bu duruma ama Daesung çok sevindi. Hemen beresini takıp birlikte fotoğraf çektirdik.

Tekrar sokaklara çıktığımızda akşamüstü olmuştu artık ve hepimiz feci acıkmıştık. Lee yemek yiyelim hadi deyince kendimden emin adımlarla Salih Usta’nın yerine götürdüm onları. İçerisi kalabalıktı, bir sürü aç insan iştahla tantuni yiyordu. Garsonlar iki masayı birleştirerek bizim için yer açtı. Hepimiz çift lavaş tantunilerimizi sipariş etmiş bekliyorduk. Az sonra siparişler ve ayranlarımız geldiğinde masadaki görüntü enfesti! Bu güzelim yemek anımızı size anlatırken tok olmama rağmen acıktığımı hissediyor ve tantuni yemek istiyorum çok fena! :D Tekrar dönersek anılara… Taeyang hemen o anın fotoğrafını çekip twittera yükledi. 10 saniye içinde o fotoğrafın yüzlerce kişi tarafından RT yapılacağını biliyorduk! Taeyang’ı takip eden Türk Vip’ler Bigbang’in Türkiye’de olduğunu anlamazlar inşallah diye içimden geçirdim ama bu biraz zordu doğrusu…

Köpüğü bardaktan taşan ayran bigbang üyelerini eğlendirmişti. İlk defa ayran içiyorlardı, ilk yudumu aldıktan sonra biz Türk Vip’ler kahkaha atmadan edemedik :D Bigbang üyelerinin hepsi beyaz bir bıyığa sahipti artık! :D hahah :D Tabi ki bu kareleri fotoğraf makinesiyle ölümsüzleştirdik! :P

Tantuni’yi sevmezler diye endişelenmem çok yersizmiş çünkü hepsi bayıldı! Hepimiz ikinci dürümlerimizi yiyorduk. Baston yardımıyla yanımıza yaklaşan dedeyle birlikte tüm müşteriler tarafından incelendiğimizi fark ettim. İnsan çaktırmadan incelerdi ya neyse!

T.O.P’nin hala mavi mi yoksa yeşil mi olduğuna karar veremediğim fosforlu saçları, Dae’nin ise güneş gibi parlayan kafası bizi incelenmeye değer kılıyordu. Tae’nin çim adamsı saçlarına değinmiyorum bile! :D Ahah :D Yanımıza gelen dede eğilerek Daesung’a baktı, gülümsedi. Daesung da gülümseyince dede kahkahayı bastı: “Ahahahah :D Gözleri nereye kayboldu?” hahahahahah :D Dedem benim ya :D

Karnımızı güzelce doyurup üstüne bir de keyif çayı içtikten sonra yeniden düştük yollara. Yürümeli ve tatlı için yer açmalıydık midede. Hemen sahile doğru indik. Hatırı sayılır uzunluktaki sahil şeridinde yürüyüş yaptık yarım saat. Spor yapan insanlar, elele yürüyüşe çıkan yaşlı çiftler, çimlere yayılmış gençler.. hepsi masmavi deniz manzarasına eşlik ediyordu.

Sahil kenarındaki kayalıklara oturduk. Sürekli değiştirmek zorunda kaldıkları imajları hakkında ne düşündüklerini sordum hemen.. Nedense hiç memnun değiliz cevabını almayı bekliyordum bana göre yorucu bir tempoydu bu çünkü. Fakat Bigbang üyeleri kendileri için bu durumun sanıldığının aksine eğlenceli olduğunu, korkmadan imaj değiştirebildikleri için ve görüntülerinden sıkılma gibi bir durumları olmadığı için oldukça memnun olduklarını söylediler.

Hepimiz kendimizce merak ettiğimiz soruları sorarak küçük bir röportaj yaptık adeta. Bigbang sizin için nedir sorusuna hepsi hemen hemen ortak cevaplar verdi. En hoşuma giden cevap Taeyang’dan geldi: “Bigbang bir ağaç ve ben o ağacın bir dalıyım. Biz bir arada olduğumuz sürece meyveleri ve yaprakları olan kocaman bir ağaç olacağız.”

İşte bu genç yetenekleri özetleyen cümle buydu. Tekrar ayaklandığımızd bu defa Mersin’in bir başka simgesi olan Kerebiç tatlısı yemeye gittik. Ben hariç hepsi tatlıyı severek yedi. Ben her zaman nefret etmişimdir Kerebiç’ten. Zavallıları, tatlıdan sonra soluk almalarına izin vermeden yeniden sokağa döktüm. Nereden devam etsek diye düşünürken bir yandan da yürümeye devam ediyorduk. Çok az vaktimiz kaldığı için zamanı iyi değerlendirmem lazımdı. Yarın sabah Bursa’ya gidecektik. Ben bunları düşünüken T.O.P ve GD, aniden durdu. Baktıkları yere doğru dönünce bir resim sergisinin olduğunu gördüm. Yuki benden önce davranıp isterlerse resimleri inceleyeceğimizi söyledi.

Az sonra hepimiz resimleri inceliyorduk. Serginin adı  “Duyguların Yansıması” idi. İsim üyelerin dikkatini daha da çekti. Biz portre resimler beklerken çok çeşitli resimler bulduk. Duyguların yansımasına farklı açılardan yansıtmıştı ressam. Kıyıya vuran çılgın dalgalar gibi… Seungri insanları gözlemeyi sevdiğinden hemen portrelerin olduğu bölüme kaydı YoonJo ve Seidou ona eşlik ediyordu. T.O.P ise manzara resimlerine yönelmişti. T.O.P konusunda hiç anlaşamayan Yuki, Özge ve Puff ilginç bir şekilde uyumlulardı. Yuki resimle ilgili bilgi verirken Özge ve Puff, Yuki’yi sözleriyle destekliyordu.

Geride kalan Dae, Tae ve GD ise anlam veremediğimiz renk karmaşalarını inceliyordu. GD’nin bir resim önünde durup “hmm…” demesi dikkatimizi resime çekmişti. Uzun uzun resimi incelerken GD, “Bu resim hem kızgın hem huzurlu. Sanki…”

Cümlesinin devamını bir başkası getirdi. “…Sanki ressam büyük bir öfke patlaması yaşamış ve hıncını sert fırça darbeleriyle tuvalden çıkarmış gibi…” GD’nin cümlesini tamamlayan kişi Mine’den başkası değildi. GD ve Mine kısa bir an bakıştı ve tebessüm etti. O kadar hoşuma gittiki ben de gülümsedim. Mine kısa bir bakış attı diğerlerine. Seda, Selin ve Dijjle duruma bozulmuşlardı ama homurdanmaktan başka bir şey yapmadılar. Sergi çıkışında arkadaşlarım GD’ye güzel bir jest yapıp o fırça darbelerinden oluşan tabloyu hediye ettiler. Tablonun adı Öfkeymiş. Doğru yorumlar yapılmış bilmeden… GD çocuk gibi sevinmişti, fotoğraf makinemi çıkartıp o anı ölümsüzleştirdim. Yapım ekibi ise bu anları kameraya kaydetti.

Dışarı çıktığımızda akşam olmuştu, artık yavaş yavaş otele dönme vakti geliyordu. Akşam barda sabahladıkları için öğle vakti geziye çıkmış ve maalesef çok fazla yer gezemeden otele dönmek zorunda kalıyorduk. Çok bozulmuştum bu duruma. Sabah erken kalkıp tüm şehri gezmekti planım… Yine de güzel vakit geçirmiştik, yapım ekibine klip durumunu sordum ama sanırım Mersin’de çekilme ihtimali yoktu. Yine de gezilecek son şehirde karar verilecekti klip mekanına. İçimden bir ses klibin İstanbul’da çekileceğini söylüyordu…

Otele döndüğümüzde yığılırcasına oturduk koltuklara, bir iki saatimiz vardı sonrasında herkes odalarına dağılacaktı. Yarın Bursa yolcusuyduk. Biraz dinlendikten sonra bara geçtik. Karaoke köşesini görünce anında zıpladık olay yerine. Mikrofonu kaptığım gibi Solar albümünün intro’sunu söylemeye başladım, bittiğinde Tae ve Lee karşılıklı Superstar şarkısını söylemeye başladı. Ben de arada eşlik etmek için çabaladım. Mükemmel sesimizle (!) Bigbang şarkıları söyleyip gönlümüzce eğlence bir saat boyunca. Boğazımız kuruyana kadar bağıra çağıra şarkılar söyledik. Saat geceyarısına yaklaştığı için ayağımı süreyerek yolun karşısındaki evime geçtim.

Sabah uyandığımda bütün yorgunluğum uçup gitmişti. Bir yandan elimdeki nutellalı ekmeği yemeye çalışıyor bir yandan da valiz hazırlıyordum. Bugünden itibaren yaklaşık 2 haftalık bir Türkiye gezisine çıkıyordum ne de olsa. Belki daha fazla bile sürecekti. Bizimkilerle çabucak vedalaşıp otele geçtim. Hazır olan lobiye iniyordu. Lobiye geçtiğimde Tae ve Lee Türk müzikleri hakkında konuşuyordu. Lee, Taeyang’a Göksel’in son albümünü dinletiyordu. Taeyang eliyle tempo tutuyordu. T.O.P ile Puff ise çektiğimiz fotoğrafları inceliyordu. Puff’un neşeli hallerinden hemen belli oluyordu Yuki ve Özge’nin henüz ortalıkta olmadığı :D Mine ve Dijjle kendi aralarında sohbete dalmıştı, yanlarına geçip oturdum. Havadan sudan muhabbet ederken Daesung ve Seungri indi lobiye. Geriye GD, ve kızlar kalmıştı. YoonJo, Seidou, Yuki, Özge derken yavaş yavaş ekip toplanıyordu. Sohbet koyulaşmıştı, Bursa’nın nesi meşhur derken Selin, Seda ve GD’nin hala inmediklerini fark ettik. Sahi nerde kalmıştı bunlar?!

Resepsiyonist odalarına telefon açtı ama ses yoktu, cep telefonları da çalıyordu ama açan yoktu. En ilginci ise odalarında olmamalarıydı. Sabah erkenden çıkıp gitmişler miydi… Hiçbir şey anlamadık… Etrafa dağılıp otel bahçesinde aramaya başladık ama iz yoktu… Bir buçuk saat sonra Adana’da olmalıydık, uçak kaçacaktı. Zaman çok azdı…


Devam edecek…

Selin, Seda ve GD nereye kaybolmuştu? Devamı çok yakında Selocan’ın blogunda…
Bizi takip etmeye devam edin:)
Bursa’da görüşürüz^^

Foto Kaynaklar: Cennet-Cehennem google, Kız Kalesi, Yapraklı Koy, Tantuni, Kerebiç Tatlısı

Mim: Çekik Sultanlar ~

Birkaç gün önce kendi kendime düşünüyordum; birisi mim başlatsa da blogdan bloga konsak diye.. Bu yazması, okuması çok eğlenceli mim tam zamanında geldi. Zaten kendime bir liste yapmıştım ama yayınlamak fırsat olmuyordu bir türlü, mim başlayınca bekledim biri bana paslasın diye :D (Bu mim bana gelmeseydi küserdim valla :P ) Mimi bana paslayan Nomuyeppuda çinguma çoook teşekkür ediyorum:) İşte benim haremim…

Taeyang

(Takip ettiğim tek grup) Bigbang grubunun Prensi’dir kendileri :P Adamın sadece sesine değil, dansına, efendiliğine kişiliğine de hastayım. Böyle bir liste yapıp da Taeyang’ı koymamam düşünülemezdi. Hiç tanışmamış olanları Tae ile tanıştırmam bir fanın yapacağı bir şey değil aslında ama öyle “Ya benimsin ya kara toprağın!!!” şeklinde çılgın bir fan değilim. Tae’ye yaraşır aklı başında, efendi saygılı bir fanım ben :P :D Taeyang’ın her videosunu, şarkısını, klibini, fotoğrafını çok seviyorum. Taeyang ile ilgili katlanamadığım tek şey çıkış yaptığı dönemlerdeki saç şekli. Blogumda öyle bir görüntüye yer vereceğimi sanmıyorsunuz heralde :P Merak eden araştırsın, bu konuda yardımcı olmak istemiyorum :P Şurada paylaştığım konser videosunu ilginç bir şekilde çok seviyorum, halbuk sevmemem lazım :P :D Taeyang haremin özel üyesi, yeri sağlam :P

Gong Yoo

Adamın adını duyduğumda “ayyyyyyyyyyyy çok güzel gülüyor yaaeeeeeeeeeeeaaa” şeklinde bir tepki veriyor içimdeki fangirl. Az önceki sayglı, efendi fan bir ergene dönüşüyor bu noktada :D Ama suç benim değil, Gong Yoo’nun! Coffee Prince, Hello My Teacher en sevdiğim iki Gong projesidir. Ekşi sözlükte yazan 5. Yoruma aynen katılıyorum :P

Park Shi Hoo

Savcı Prenses dizisiyle tanıyıp sevdiğim, Mükemmel Komşu’yla sevgimi pekiştirdiğim sevilesi bir oyuncu daha. Son dizisi Princess Man’i tarihi olduğu için birazcık yavaş seyrediyorum ama olsun. I’am a Killer adlı bir sinema filmiyle dönüş yapacak inşallah, gerçi yapmış bile olabilir son zamanlarda takip edemedim filmin durumunu. Böyle bir babyface’ten nasıl bir katil çıkacak orası biraz şüpheli ama neyse :D Shi Hoo’cum aynı zamanda twitterda Taeyang’dan sonra takip ettiğim ikinci ünlüdür :P Sürekli paylaştığı fotoğrafların hızına yetişemiyorum ama asla ve asla şikayet etmiyorum! Adam paylaşmayı seviyor resmen! Diğer ünlüler onu örnek almalı. Shi Ho-shiiii fighting, devam! :P

Lee Min Ho

Boys Over Flowers izleyip de adama hayran kalmayan var mı derdim ama daha birkaç gün önce Mine unni ben o dizideki halini hiç sevmiyorum dedi :D :P Ben Min Ho’nun dizideki şımarık hallerini seviyordum şahsen. Daha sonra Personal Taste’le dönüş yaptı ve bir kez daha hayran bıraktırdı kendine. Vurucu darbe ise benim için kesinlikle City Hunter oldu! Kariyerinde de büyük bir etkisi olmuş olmalı dizinin. En iyi işi daha iyisini çekene kadar City Hunter. Aslında sadece rol aldığı reklam filmleriyle bile hayran kazanbilme potansiyeline sahip bir aktör. Başarılanın devamını diliyorum min Ho-shiii, umarım bu yıl bomba gibi bir projeyle dönüş yaparsın!

So Ji Sub

(Bu fotoğrafına bayılıyorum!)

Bu adam hüzünlendiriyor resmen beni! So Ji Sun deyince ilk aklıma gelen tabi ki I’m sorry I love you (Misa) oluyor, bir ağlayasım geliyor. İzlediğim ilk dizidir Misa. Misa’dan sonra So Ji Sub’ı hiç izlemedim. Aklımda dizideki gibi kalsın istedim sanırım:) Only You / Always filmiyle bu tabuyu yıkmaya hazırlanıyorum.  Cain and Abel dizisini çok merak ediyorum, izleme listemde olmasına rağmen hala izleyemedim.

Hyun Bin

Hyun Bin’e hayran kalmama sebep olan dizi Secret Garden’dır. First Love of Millionaire filmi de çok güzeldi:( Askerden sağ salim dönmesini ve güzel bir dizi-filmle dönüş yapmasını çok istediğim bir başka aktör.

Yoon Shi Yoon

 Baker King: Kim Tak Goo’yu veya son dizisi Mee to, flower izleyenler tanır bu sevilesi adamı. Im Tak Goo rolüyle gönlüme taht kuran bir oyuncu. Diziyi tüm entrikalara rağmen çok severek izledim. Diziyi sevdiren en önemli etken tabi Shi Yoon:) Bol bol dizi-film çeksin izleyelim istiyorum.

Kim Soo Hyun

İlk defa Will it Snow at Christmas? Dizisinde izlemiş, kısacık rolüne rağmen tutmuştum bu çocuğu (Çocuk diyorum ama benden büyükmüş :D ) o dizide parlamıştı benim için. Sonra Dream High kadrosunda gördüm ve sırf bu çocuk için diziyi izledim. Sam Dong karakteriyle çok başarılıydı. Zaten bu rolüyle 2011 yılında ödül almıştı. Dream High’ın 2. Sezonunun ilk bölümüne konuk oyuncu olmuş, henüz izlemedim ama.. Bir ara albüm çıkarma ihtimali vardı sanki öyle duymuştum, ama askıya alındı sanırım ya da yalan haber çıktı. Albüm çıkarsın isterim çünkü sesi çok güzel:) Bu yıl güzel bir dizide rol almasını istiyorum.

Kang Ji Hwan

Coffee House diyorum o kadar! :D İzlediğim en komik karakterlerden biriydi. Capital Scandal ve Hon Gil Dong dizilerini ise acayip merak ediyorum. İzleme listesinde.

Jae Hee

 Tanışıklığımızın sebebi Delightful Girl Choon Hyang dizisidir. Son dizisi Color of Woman’ı henüz izlemedim ama sırf bu adam oynuyor diye izleyeceğim. Delightful Girl Choon Hyang aynı zamanda Han Chae Young’ın (‘un da olabilir :D ) hayatı boyunca olup olabileceği en çirkin haliyle rol aldığı bir dizidir. Hala güzelim kadının dizide nasıl o kadar çirkin olabildiğine inanamıyorum. Gerçi önceleri kadının zaten çirkin olduğunu düşünüyordum ne zaman BOF izledim o zaman anladım kadının güzel olduğunu.

Yedek Harem Üyesi :P

Bi Rain

 Haremden birini kovmam gerekirse diye şeettim :D Ondaki o şebeklik kimse de yok doğrusu :P

İşte benim çekiklerden oluşan haremim budur! :P Sıra geldi haremini tanıştırması gereken yeni kişileri mimlemeye. Bu göz kamaştırıcı mimi, Sadece Deniz, Selocan, Sağ Beyin ve Canlina‘ya paslıyorum. Merak ediyorum haremlerini:) Kolay gelsin, pek zorlanacanız bir mim değil :P Hiç zorlanmadım şahsen:)

Ben buralarda değilken..

Selam!

2012 beni olduğumdan daha tembel biri yaptı sanırım. 1 ocaktan beri blogumu güncelleyemedim bir türlü. Çocuklarım olmadan asla diyen Aliye misali (Gündüzleri birkaç kez Aliye’nin tekrarına denk geldim de :P )ben de blogum olmadan asla diyor ve geri dönüyorum. Sizi bilmem ama ben kendi çöplüğümde (Özür filerim canım blogum, sen çöp değilsin!) ötmeyi özledim. (Tabi ben de tavuk değilim). ÖSS’ciler parantez içinde yapılan esprilerden bloggerın zeka düzeyini bulun bakalım :P

Uzakta kaldığım dönemde Kim Sun Ah festivali yaptım(ki hala devam ediyor) artık Kim Sun Ah hayranıyım, kadın ne yapsa izlerim; te o kaa!

Birkaç kez Oldboy izleme girişiminde bulundum ama son anda vazcaydım. Maalesef biraz korkak bir yapıya sahibin, daha önce de söylemiştim: biri Ce-e dediğinde ertesi gün dudağında uçuk çıkan biriyim. Bu durumda filmi izleyemedim. Ama benimle birlikte oturup izleyecek birini bulduğumda izleyeceğim.

Geçenlerde Peri Tozu filmini seyrettim. İsmi hoşuma gittiği için beklentimi yüksek tuttum ama filmi hiç mi hiç sevmedim. Peter Pan temalı bir film yapmışlar ama beni sarmadı pek. Yine de aklımda şöyle bir replik kaldı: “Onlar yemek yerken, dans ederken kavga ederken hatta tabak-çanak havada uçuşurken bile mutlu. Sanki sorulacak tüm soruları sormuşlar ve cevaplardan tatmin olmuşlar.”

Ha bu arada filmi önermiyorum. Filme adını veren sahneyi yazardım ama kesin biri çıkıp spoiler verdim diye kızar, o sahnenin de öyle özel bir yanı yoktu ya neyse :P

Son haftalarda bir şey arıyorum: ÇOCUKLUĞUM!

Evet deli gibi bebeklik fotoğraflarımı arıyorum ama yok.. Zaten hepi topu 2 veya 3 fotoğrafım vardır ama olanları da bulamıyorum. Bir tane fotoğrafımı buldum birkaç gün önce. Yüzüm net değil ama :/ Özellikle aradığım bir fotoğrafım var: Eski evimizin çatısında bulunan eski-püskü koltukta herkesin olduğu gibi benim de bir bebeklik fotoğrafım var… Hatta o fotoğrafta nenem koltuğun arkasına gizlenmiş beni tutuyor güya:) Ne hikmetse foto kayıp. Bir tane de kalabalık içinde çekilmiş ve hala albümde yerini koruyan ilginç bir fotoğrafım var. Yaklaşık 15 kadın ve anneciğinin kucağındaki minik ben varım fotoğrafta. Bu fotoğrafı size göstermek isterdim. İlginç bir foto. Bebeklik halimi azıcık sevdikten sonra tam diğer sayfaya geçecekken kokoş bir kadın görüp geri döndüm aynı fotoğrafa. O kokoş dediğim kadın gelinmiş! Meğersem bir düğün fotoğrafıymış! :D Düğün fotoğrafı olduğunu fark etmemem ve fotoğrafı ilginç kılan şey ise bütün kadınların beyaz giyinmiş olması! Haha :D Yahu düğüne gitmişsiniz insan biraz düşünür di’mi ama?! Bana bile beyaz giydirmişler! :D Eskiden insanlarda hiç ince düşünce denen şey yokmuş, anladım :P Resmen hepsi gelin gibi beyaz elbiseler giymiş. Geline de yazık acıdım, hem herkesle aynı renk kıyafet giymiş hem de çirkin! (Hayatımda gördüğüm en çirkin gelindi)

Teyzemlerde bebeklik fotoğrafımın olması ihtimali varmış, inşallah çıkar bir yerlerden. Çıkması lazım çünkü ben daha bebekken teyzem bir makine filmi benim fotoğraflarımı çekerek bitirmiş. (Gerçi hep aynı poz ve kıyafetlerle çekmiş duyduğuma göre ama :P ) Fotom çıkarsa bu yazıyı güncelleyeceğim :P Ne çok fotoğraf dedim di’mi, sıkıldım kendimden..

Bu arada yatağımın altında duran eski dolabımızın bir çekmecesinde ıvır zıvırlarım vardı, onları temizledim. Çekmece nihayet boşalıp çöpe gittiği için annem sevinmiş olmalı. Çekmecede birkaç CD buldum. Tuna Kiremitçi’nin yazdığı, İclal Aydın’ın seslendirdiği şiir/yazı gibi bir şey buldum, hiç açılmamış. Ben de açmadım, çöpe attım. Sonra adamlar o kadar hazırlamış bense bir çırpıda çöpe gönderdim diye vicdan yaptım ama sonra kendimi teselli etim: CD’yi çöpe değil geri dönüşüm kutuna atmıştım. Görevliler fark edip alırlardı, paketi bile açılmamış yepisyeni bir CD sonuçta. Hiç olmadı hayat döngüsüne takılırdı vs vs vs….

2 tane de Kdrama CD’si buldum. Onca dizi varken gidip Winter Sonata ve A Love to Kill dizilerini CD’ye atmışım. Winter Sonata’nın sadece 10 bölümünü izlemiştim. İzlerken resmen içim şişmişti, çok yavaş bir diziydi bana göre. Sonunu getiremeyip yarım bırakmıştım en son. A Love to Kill’in sonu biraz şey olsa da sevdiğim dizilerden. Bi Rain’in o pasaklı halinden temiz hale geçişi en favori sahnemdir hala! :P :D Bu iki CD’de geri dönüşüm kutusuna yollandı tabi. Her an birileri daha Kdrama müptelası olabilir :P

En çok da 3 tane çocukluğuma dair hediye kitap buldum. Biri Sihirli Kozalaklar/ Kemal Sezer, diğeri ilkokuldaki müdür yardımcımızın yazdığı Yaşlı Nine ve Tilki, üçüncüsü ise; Portakal Kız! Bu kitapların varlığını bile unutmuşum ben. Portakal Kız’ı yeniden okumaya başladım, içeriğini biraz unutmuşum zaten..

Bulduğum en bomba şey ise hatıra defterim! :D Hemen birkaç örnek göstereyim.

Teyzem almıştı bu defteri, hatırlıyorum:) Ortadaki kalpli çerçeveyi dolduracak bir idolüm yokmuş sanırım o zamanlar :P

 

Hatıra defterlerinin bir numaralı sözü: “Unutma! Unutulanlar unutanları asla unutmaz!”Bu arkadaşımı hala tanıyorum. Geçenlerde evlendiğini duydum. Tam bir şok!

 

 

Canım arkadaşım! 2 tane dost dediğim insan var hayatımda birisi şu satırların sahibi. O zamanlar böyle sağlam bir dostluğumuz olacağını asla düşünemezdim. Onun da pek düşünmediğini yuvarlak içine aldığım bölümden tahmin etmek pek zor olmasa gerek..

 

Cidden aynen böyle oldu :D

Espri :P :D

Bu kişiyle de hala ve hala (!) arkadaşız :D İlkokuldayken bu uyuz beni sürekli kovalardı.

Offff ne berbat bir yazın varmış öyle arkadaşım! Oysa yazısı kötü olan kişilerle arkadaşlık etmezdim ben :P

Birisi hayatta en güvendiğim insan sensin yazmış ve sayfa sonuna bu hayatta babana bile güvenme diye not düşmüş! :D Birisi, hoşlandığı çocukla arasını yapmaya çalıştığım için teşekkür etmiş, olmaması kadermiş! :P :D Daha ne geyikler, ne kalbin kadar temiz sayfalar var… Hatıra defteri tutan erkek var mı çok merak ediyorum :D Neden bu tarz şeyleri biz kızlar yapıyoruz hep..

Bir de birkaç kitapçık buldum. Şiir, yazı, söz vs.. İçlerinden birinde doğum gününe göre kişinin hangi ağaç olduğunu belirten bir yazı vardı. 01-10 Mart arası doğan kişiler salkımsöğüt ağacı oluyormuş. 9 Mart’ta doğdum. Salkımsöğütün özellikleri şöyleymiş: Güzel ve çok melankoliktir. Etkileyicidir. Güzel ve zevkli şeylere meraklıdır. Seyehat etmeyi sever(Külliyen yalan, hiç sevmem!) Hayalperesttir(Hem de nasıl, ders çalışırken göreceksiniz beni! :P ) Kaprisli ama dürüsttür. Başkalarının duygularına önem verir. Çabuk etki altında kalır ama beraber yaşanması zordur. Talepkardır. Sezgileri kuvvetlidir. Aşıkken acı çeker ama demir atabileceği birini bulur.

Çekmeceden resmen ilkokul dönemim çıktı, vay beee :D

*Mail veya facebooktan mesaj atıp ps derslerini soranlar oldu yokluğumda. Yakında yeni ders eklemeyi umuyorum.

En önemli şeyi yazmadan yazıyı sonlandırıyordum az daha.. Bu yazı benim 100. yazım. Daha özel bir konu seçip daha güzel bir yazı yazmayı isterdim ama olduğu kadar artık:) Hadi “Daha nice nice…” şeklinde yorumlar yapıp kutlayın beni:)

Şu sıralar ben şu, bu ve o şarkılarını dinliyorum. Siz de dinleyin:)

İki küçük anı…

İlkokul 3 sınıftı sanırım… Sınıfımızda Esin diye bir kız vardı. (Gerçek adı Esin değil, takma ad kullandım, ne olur ne olmaz.) Sınıfın deli’si Esin, herkes öyle biliyor onu. Neden deli? Hmm… Kimsenin ilgi göstermediği şeylere ilgi gösteriyor olması, düşünürken sesli düşünmesi ve bunun onu kendi kendine konuşuyormuş gibi göstermesini umursamayan tavrı ve birazcık da kıyafetlerinin özensiz olması onu diğerleri tarafından “deli” yerine koymak için yeterli sebepti. Oysa Esin akıllıydı. Özensiz kıyafetlerinin tek sebebi ise çoğumuz gibi yoksul bir öğrenci oluşuydu. Saçları kısaydı, küt saç modelinden birazcık daha kısa, belki biraz kırpılmış gibi görünüyordu…  Ama temizdi, hani odamız veya dolabımız her zaman karışık olur da annemiz bize “Topla şu odanı!” dediğinde, “O dağınıklık benim düzenim!” deriz ya öyleydi işte Esin; özensiz ama temiz!

Kimsenin pek arkadaşlık yapmayı tercih etmediği Esin geldi aklıma bugün. Onunla ilgili hepi topu iki tane anım var zaten. Biri iyi biri kötü olan iki tanecik anı…

Okulun sıradan günlerinden birinde, dersteyiz. Sınıf öğretmenimiz bir erkek hocaydı, ders sırasında veya ders sonunda kapı açıldı ve içeriye ana sınıf öğretmeni kadın hoca girdi. Gelme amacı az sonra yapacağı şey miydi bilinmez ama bir süre sonra eline bir tahta kalem aldı ve birkaç sıra arkamda oturan Esin’in yanına gitti. Gözlerin Esin’e ve öğretmene çevrilmesinin sebebi kararlı yürüyüşü müdür yoksa kötü bir şey olacağını hissetmemizden midir bilmiyorum, gözler o ikisindeydi.

Minicik çocuklara eğitim vermekle yükümlü bu kadın öğretmen elindeki kalemle, Esin’den dört beş adım uzak bir mesafede durup elini Esin’in saçlarına uzattı! Evet, maalesef elindeki kalemle, o suratsız yüzünü buruşturarak Esin’in saçlarında bit kontrolü yapıyordu. Sınıf öğretmenimiz dahil herkes bu manzarayı tek ses etmeden izledi. Zavallı Esin neye uğradığını şaşırmış ama sessiz bir şekilde bu kadınının saçlarını küçümseyen bir yüz ifadesiyle karıştırmasını izledi.

Aklıma geldikçe başta sınıf öğretmenimiz olmak üzere kendim dahil herkese kızıyorum bu yaşanan sahneden dolayı. Nasıl oldu da biz böyle aşağılık bir sahneye izin verdik, sınıf öğretmenimiz nasıl olur da Esin’in rencide olmasına göz yumabildi. Hepimiz çocuk yaştaydık bizim ses çıkarmamız, aklımızın yetmemesi kabul edilebilir bir bahane belki ama öğretmenimizin sessiz kalmış olması çok zoruma gidiyor.

Bit kontrolü, tırnak-bakım kontrolü yapılır ama bu kadar zavallıca yapılmaz kesinlikle. Biri çıkıp o kadını durdurmalıydı. Zaten herkes tarafından deli damgası yiyen bir kızın bir de böyle bir şey yaşaması, gururunun kırılması ne derece doğruydu… Madem kontrol yapacaksın edebiyle yap değil mi ama, o suratındaki buruşukluk, tiksinme ifadesi ne bir kere?! Yüzünü bile hatırlamadığım bu öğretmeni nefretle anıyorum her zaman. Umarım çok sonradan bu davranışının ne kadar kötü olduğunu fark edip pişman olmuştur.

Diğer bir anım ise bir ya da birkaç yıl sonraya dayanıyor. İyi olan hani.

4. sınıfta mı yoksa 6. Sınıfa mı geçtiğimizde ingilizce görmeye başladık hatırlamıyorum.. Bu yüzden bu iyi olan anım ingilizce görmeye başladığımız ilk yıl olmuştu.

İngilizce dersinde alfabe öğrenilmişti ben ya öğrenememiştim ya da o dersi kaçırmıştım, geçmiş zaman olduğu için net hatırlayamıyorum. Yine kimsenin ilgi göstermediği Esin ile aynı sınıftayız. Aslında Esin’le öyle yakın arkadaşlığımız yok, onunla olan anılarımın azlığı bu yüzden olsa gerek. Neden yakın arkadaş değildik bilmiyorum. Esin’le aynı zaman da sıra arkadaşıydık o yıl. Boy sırasına göre oturuyorduk o yıl ve ikimizin de boyu kısaydı. Sınıf öğretmenimiz boyu kısa olanlar için hep birden uzayacaksınız siz derdi, ben uzamadım umarım Esin uzamıştır :D

Neyse efendim işte ben alfabeyi öğrenemedim bir şekilde ve bana alfabeyi tenefüste Esin öğretmişti. Öğretmenimiz öğrenenleri tek tek tahtaya kaldırıp alfabeyi ezberden okumalarını istiyor ve yıldız veriyordu defterlerine. Ben tahtaya kalkanlar arasında değildim malum.. Bunu gören Esin zil çaldığında bana ingilizce alfabeyi on dakika içinde öğretti. Üstlik kendi kafasından uydurduğu bir melodiyle birlikte. Zil tekrar çalıp derse devam edeceğimiz zaman tahtaya kalkıp ingilizce alfabeyi ezberden okumuş ve yıldızı kapmıştım. Çok küçücük belki de saçma veya önemsiz bir anı ama anı sonuçta ve değerli. Sadece iki anıyla akılda kalan bir ilkokul arkadaşı Esin benim için.

Sonraki yıllarda o okul değiştirmişti galiba ya da sınıflr değişmiştir… Çünkü başka hatırladığım bir anım yok Esin’e dair. Ve en kötüsü de yüzünü dahi hatırlamıyorum bu kızın, sadece bu iki anı…

Umarım Esin şu an mutlu bir hayat sürüyordur ve umarım eğitimine devam etmiştir. Kendisine deli diyenlere inat başarılı ve mutlu bir insan olmuş olmasını çok istiyorum.

Şarkı, Feridun Düzağaç.  

Mim: Yeni yıldan neler neler istiyorum…

Selocan, EunHye ve Be-Pu‘lardan güzel bir mim gelmiş.  Hazır işim yok oturup yazayım dedim. İşte benim saçmalıklarım pardon isteklerim :P Güzel bir yıl geçirmek dileğiyle…

***

* İki teknoloji ürünü istiyorum.  1) Son zamanlarda takıntılı bir şekilde SamSung Galaxy Note istiyorum. Eğer yeni bir telefon alacaksam bu olmalı, yok olmayacaksa telefonsuz veya takoz telefonumla devam ederim hayatıma:) 2) Apple Ipad! Evet istiyorum hem de 2’sini hatta alınacağı zaman 3’ü falan çıkarsa onu istiyorum :D Babama ve özellikle abime duyurulur :P   İkisinden birini seçemiyorum bu yüzden ikisini birden isteyerek görgüsüzlük yaptığımı kabul ediyorum. Eğer yakın zamanda kaybettiğim ipod evin bir yerinde çıkmazsa bu listeye bir adet ipod da eklenecek :D
* Okumak istediğim kitapları okumak, izlemek istediğim dizi-filmlerii izlemek ve en az bir tane Amerikan yapımı güzel bir diziye başlamak istiyorum…  House, Merlin, Dexter, Glee… Hiçbirini izlemedim daha :D Özellikle House’u merak ediyorum. Ama bu diziler bitmiyor çok uzun, misal House, ben daha lisedeydim bu dizi vardı, neredeyse maliye bakanı ( Abarttım, kabul!) olacağım hala var.
* Bigbang’in Mart ayında çıkacak olan yeni albümü elime geçsin istiyorum. Taeyang’ın solo albümü beklediğimden daha güzel olsun istiyorum. Öyle güzel olsun ki, wuhaaaa bu bir insan yapımı mı yani?! diyelim :D Abartalım, coşalım, öyle böyle değil olaylarına girelim :D Ahh bir de Taeyang posteri istiyorum! Mektup arkadaşıma söylesem gönderir büyük ihtimalle çünkü tam bir poster delisi! Ama ayıp olur, kendisi düşünsün göndersin, hem öyle daha çok sevinirim :D
* Maliye Bakanı olup Kore ve Japonya ile temaslarda bulunmak istiyorum. Katılacağım toplantılarda Bigbang konser versin, Gong Yoo gelsin bir köşede ben gidene kadar gülümsesin ve Taeyang giderken yanımda götürebilmem için birsürü şey imzalasın istiyorum! :P Tamam uçuk muçuk ama bu da bir yeni yıl isteği sonuçta :D
* Yeni aldığım eşofman ve pantolonların paçalarını kestirmek zorunda kalmayayım istiyorum. Bir parçalarını hep terzide bırakmak zorunda kalıyor zavallılar :D
* Bir mucize olsun istiyorum. Bu mucize farklı güzelliklerle sonuçlanacak şekilde herkesi kapsasın istiyorum ama.  Mucize istiyorum!
* Gong Yoo dizi çeksin istiyorum! İstiyoruz dimi canlar?! :P Coffee Prince kadar güzel Hello My Teacher kadar eğlenceli bir dizi çeksin hem de. Yeter bu kadar tembellik yaptığı, ekranlara dönsün en az 20 bölümlük bir diziyle yüzünü göstersin seyirciye.
* Kore’de askerlik süresi kısasın, oppaların yolunu gözleyen fanlar bir oh çeksin istiyorum! Hyun Bin’i özledik yav :D Yazık değil mi Bez Cadıları’na, şafak saya saya helak oldular :P
* UGG’ların toplatılmasını istiyorum! Ugg Timleri kurulsun, ellerinde torbayla liselere, AVM’lere dalıp herkesin ayağından o ugg’ları alıp kaçsınlar istiyorum! :D Oyy ne komik olurdu ama ahahah :D :D
* Acun TV’lerden çekilsin 10-20 yıl yüzünü dinlendirsin stiyorum! Evet, istiyorum bunu noel dede! :P
* Zaman biraz yavaş aksın, acele etmesin, hayatı doya doya yaşayalım… Ne demiş Goethe:  “Ey zaman geçme dur!”
* Nutella’nın bu lezzezitini sonsuza dek koruyabilmesini sırrını saklamasını istiyorum! :D Nutellaya doymayalım, yiyelim de yiyelim :P
* Yeni aklı başında arkadaşlar edinmek istiyorum.
* Blogumun istatistiklerinin daha istikrarlı olmasını istiyorum. Bir gün hit sayısı zirvedeyken ertesi gün yerlerde sürünmesin mesela :D
* Kendisi blog alemine geri dönsün istiyorum^^
* Twitterdaki #pazartesisendromu tweetlerini görmemek istiyorum! Sendromzedeler için Polyanna ruhu istiyorum :P Hepsi yumuşasın ve haftanın keyfini çıkarsın…
* Mecnun gibi bana akıl veren bir aksakallı dede, Erdal abi gibi bir bakkal istiyorum!!! Çok eğlenceli olurdu be! :D
* Seyehat etmeyi sevmeyi öğrenmek istiyorum, öğrendiğim anda ise Mersin dışında yaşayan tüm akrabalarımı -şehir gezme amacını gizleyerek- ziyaret etmek istiyorum.
* Biri çıkıp da –ceeeeee diye beni korkuttuğunda ertesi gün dudağımda uçuk çıkmasın istiyorum! Bunu cidden istiyorum! :D Bu maddeye ek olarak korku filmi izleyebilmek, gerilim romanlarını tek başımayken de okuyabilmek istiyorum! Noel dede istiyorum bunları^^
* “Seneye görüşürüz zaaaaxD” esprisi yapılmasın istiyorum..
* Sabahları istediğim saatte uyanabilmek istiyorum.
* Soner-Aylin kavuşsun, Osman büyüsün, Feriha yalan söylemesin, hayat devam etmesin, Erdal abi ‘Mecnun evleniyor♪♫’ dansını her bölüm yapsın, Fox kanalı silinsin, Acun ve jürileri ekranlardan gitsin, Beyaz Show daha erken bir saatte yayınlansın, Gülse Birsel’in yeni dizisi Avrupa Yakası’nı aratmasın, kadın temalı diziler yayından kalksın, İsmail abinin beklediği gemi gelsin, Mecnun absürtlüklerine devam etsin, aksakallı dedeler kapışmasın, Fatmagülün suçu ortaya çıksın, Flash TV halkı halay çekmesin, TRT 1 tarihi temalı Kore dizilerinden vazgeçip romantik komedi dizileri yayınlasın, adını ilk defa duyduğumuz ve gitmeyi gerçekten düşünmediğimiz ülkeler için “vizeleri kaldırdık”  müjdesi verilmesin… Bu liste uzar, sıkıldım valla yazarken :D
* Son olarak Noel baba dürüst bir adam olsun, kapıyı çalsın istiyorum. Hiç tahmin etmiş miydi acaba dürüstlüğünden şüphe ettiği adamın onu işinden edeceğini :D ahahah :D


Mutlu Yıllar

Bu mimi, SadeceDeniz, BunuSevdim, Mavi, Kaktüs, Nomuyeppuda, Masalevi, Madam Puff ve AsyaNotları’na paslıyorum. İyi yıllar…

Türk Vip’ler Kore’de!


Kore maceramızın ilk bölümünü Lee’nin yazısından okudunuz, merakla beklenen devamını nihayet yazdım. Tüm Vip’lerin ortak hayali olan Bigbang konserine giden ilk Türk Vip’ler olmayı başardık mı sizce? Okuyalım bakalım…

***

Özge’nin kolumu mıncırmasıyla uyandım ve heyecanla inişe geçtiğimizi fark ettim. Evet artık Kore’de, Seul’deydik. Titrek ellerle kemerleri bağlayıp inişe hazır hale geldik. İşte az sonra pasaport kuyruğundaydık ve Lee yarı Korece yarı ingilizce ve çoğunlukla el kol haretleriyle yaşlı bir çiftle sohbete başlamıştı bile. Vize sorunumuz olmadığı için pasaport işlemleri sırasında çok fazla vakit kaybetmedik, havalimanından çıkarken yaşlı çiftin; “Bu çocuklar çılgın!” dediğini duyduk ve hep beraber gülümsedik. Evet bu çılgınlıktı ve her şeye değerdi. Sonunda hayallerimizin ilkini gerçekleştirmiş, Kore’ye gelmiştik. Diğeri ise yarın gideceğimiz Bigbang konseriydi. Bizden mutlusu yoktu, emindik.

Hemen otele gidip yemek, uyuma ve dinlenme faslına geçmek istiyorduk çünkü keşfedilecek koca bir şehir vardı önümüzde. Lee “Tekşi!” diyerek taksi durdurdu, hepimiz zar zor da olsa taksiye bir şekilde sığdık. Kore’ye gelmişiz her kuruş önemli mantığıyla hepimiz hemfikir bir şekilde taksiciyle fiyat pazarlığı yaptık ve yarı fiyat ödemeye taksici ahjussiyi ikna ettik. Taksiciye gitmek istediğimiz otelin ismini söyledik ve şehiriçi kısa yolculuğumuz başladı. Oteli konser alanına yakın bir yerde seçmiştik çünkü geç kalma ihtimali düşünülemezdi! Yolda usul usul ilerlerken birden Seda’nın “GD!!!” çığlığıyla yerimizde hopladık :D Seda bilboardlardaki GD afişlerini görünce kendinden geçti, inip fotoğraf çektirmeyi çok istedi ama hepimiz onu sonra diye ikna ettik.

Otele vardığımızda hemen odalarımıza yerleştik ve uyku faslına geçtik. Uyandığımda hava henüz kararmamıştı ama akşamüstü olmalıydı. Kızlarla birlikte lobide buluşup Lee’yi uyandıralım dedik ama görevlinin Lee’nin lokantada olduğunu söylemesiyle hepimiz aynı anda mırıldandık: Obur Lee! :D

Karnımızı ramen ve adını hemen unuttuğumuz ilginç yemeklerle doyurduktan sonra Seul turuna çıktık. Elimizdeki harita ve fotoğraf makineleri sayesinde turist olduğumuz hemen anlaşılıyordu. Yuki ve Selo birden ileriye doğru hızlı adımlar atmaya başladı, gittikleri yöne bakınca kocaman bir Bigbang konser ilanını gördük ve heyecanla o tarafa doğru ilerledik. Sırasıyla tek tek fotoğraf çektik, sıra hep beraber çekileceğimiz fotoğrafa gelince yoldan geçen bir ahjumma’dan rica ettik ve ilk anımızı bu şekilde ölümsüzleştirdik. Tüm bunlar olurken yoldan geçen insanlar bize gülerek bakıyor adeta görmemişliğimizle eğleniyorlardı :P Ama biz umursamıyorduk çünkü sahiden görmemiştik :D

İlk önce nereye gideceğimize bir türlü karar veremeyince Özge önce biletlerimizi alalım dedi ve doğruca konser alanına yollandık. Hem biletleri alacak hem de konser alanını görecektik. Gittiğimizde kapıda büyük bir kargaşa ve çığlık vardı. Bir an yoksa konser bugün müydü diye endişelendik. Yarın oalcak olan konseri daha bugünden beklemeye gelen çılgın fanlarmış sadece. Lee daha önceden internetle sipariş ettiğimiz biletleri almak için içeriye girdiğinde biz kapıda beklemeye karar verdik. Aslında bu çok iyi bir fikir değildi çünkü bir anda Kore’li ve Türk Vip’ler burun buruna geldi! Seda’nın kızlar GD için çırpındıkça, GD çığlığı atması, Yuki’nin T.O.P i love you şeklinde bağırması, Mine ve Selo’nun karşısındaki çekik kızlara “Gerçek Vip biziz, nerelerden geldik bu konsere!” şeklinde atışmaları doğrusu hiç işimize gelmiyordu, her an kavga çıkabilirdi! Korkulan olmadı, Lee elinde biletlerle sırıtarak yanımıza geldi ve oradan hemen uzaklaştık. Yarın konserde işimiz işti! Saç baş yolunmadan konseri atlatabilecek miydik acaba…

Biletler cepte kafa rahat bir şekilde Seul sokaklarında kendimizi kaybetmeye başladık. Karnımız tok olmasına rağmen sokaklarda gördüğümüz çadır lokantalarına uğrayıp atıştırmalıklar yemeyi, yeni tatlar denemeyi ihmal etmiyorduk. Bu durumdan en hoşnut olan kuşkusuz Lee idi :D

Kore’ye gelip de hamama gitmezsek olmaz diyen Mine aklımızı çeldi, ortalıkta hamam diye dolanıp durduk bir süre sonra Özge, birine sormayı akıl etti de bir hamam bulabildik. Az sonra hepimiz şort-tişört giymiş, kafamıza havlularımızı bağlamıştık! :D Haşlanmış yumurtalarımız önümüzde, bir yandan yiyip bir yandan sohbet ediyorduk. Önce Selo’nun ardından Yuki ve Seda’nın mırıldandığı “Biz size geldik bitlendik hamama gittik temizlendik dik dik…♪♫ ” tekerlemesi bir anda hepimizin diline dolandı, evet biz bir grup Türk, Kore Hamamın da tekerleme söylüyorduk! :D Etrafımızdaki ahjumma ve ahjussilerin dikkatinii çekmiş olmalı ki şaşkın ama gülümseyen gözlerle bizi seyrediyorlardı. Bir anda popüler olmuştuk! :P

Hamam sefasını kısa tutup tekrar sokaklara döküldük. Her gördüğümüz ilginç anıyı fotoğraf makinelerimizin hafızasına kaydederek Seul sokaklarında ilerlemeye devam ettik. Meşhur 63. Binayı görünce hemen soluğu binada aldık. My girl aklımıza geldi ve bir anda nefeslerimizi tuttuk. Ben, Selo ve Yuki hemen pes ettik, ama Seda ve Mine GD’den dolayı sürekli bir kapışma halinde olduklarından inat ettiler ve ikisi aynı anda pes ettiler. Hepimiz gözlerimizi Lee’ye çevirdik ama Lee’den de bir şey çıkmadı. Zaten My Girl’deki kız yalan söylüyordu, ne anlammı vardı uygulamanın :D Hıh :P

Tepeye çıktığımızda önce aşağıya baktık, insanların karınca versiyonuyla dalga geçtik. Sonra Seda, Selo ve Mine’nin “GD!!!!!” çığlığına güldük. Lee ve ben sözleşmiş gibi aynı anda “TAEYANG!!” çığlığı attık. Yuki ise tok sesiyle “T.O.P!!!” diye inletti ortalığı. Hepimiz Özge’ye baktık, Özge; “Canlarım benim ayrım yapamıyorum~” deyip bastı çığlığı: “BIGBANG!!!!” Sonra hepimiz bir ağızdan “BIGBANG!! TURKISH VIP!!” çığlığı attık, çok eğleniyorduk! Etramızdaki gençler alkışlarla bizi desteklerken yaşlılar sadece gülüyordu. İstemeden yine dikkat çekmiştik :P

Dürbünle etrafı inceledik, anı ölümsüzleştirdik ve oradan ayrıldık. Yolda gördüğümüz her satıcıdan bir şeyler satın alıyorduk. Daha ilk günden su gibi para harcamıştık! Alışveriş esnasında hepimizin ortak tercihi Bigbang’li ürünler oluyordu.

Zaman zaman grubumuzda gerilmeler oluyordu. Sadece bir tane kalan GD’li kaşkolu almak isteyen Selo, Mine ve Seda küçük bir çekişme yaşadı bir ara. Ne olacak derken satıcı ahjumma yine GD’li olan bir adet bere ve bir çift eldiven çıkardı. Kriz mutlu bir şekilde çözüme kavuşmuştu :P

Yuki’nin “Çingular koşun!” demesiyle kendimizi kocaman bir müzik markette bulmamız bir oldu. Hemen üçer beşer Bigbang albümlerini sepetlere doldurduk, duramıyorduk! :D Bütün gün gezip dolaştığımız için tüm albümleri alamadık. Alamadığımız her albüm adeta kimsesizler yurduna bırakmak zorunda kaldığımız çocuklar gibiydi ve hepsine tekrar dönüp onları da alacağımıza söz verip alışverişimize devam ettik. Buruk gözlerle etrafı incelemeye devam ederken Seda saç-baş dağınık bir şekilde yanımıza geldi. DVD’leri görünce kendimizi kaybetmiş, Seda’nın yokluğunu fark edememişiz meğersem.. “Ne bu hal?!” sorumuza karşılık ağzının içinde “Rüzgardan oldu, yok bir şey..” demesi pek ikna edici değildi doğrusu. Hepimiz önce Seda’ya sonra birbirimize ve en son ise kafamızın hemen üstünde oluşan düşünce balonuna bakmadan edemedik: Hep beraber müzik marketine girecekken Seda’nın yolda gördüğü GD billboardları markete girmesini engellemiş ve onu gülümseyen GD fotoğrafının önüne mıhlamıştı. Seda kendinden geçmişçesine hayran hayran fotoğrafı incelerken karşıdan “Oppaaaa~!” çığlığıyla gelen13-14 yaşlarında bir kızın afişe yaklaşmasını sinirle izlemiş ve ardından saç saça baş başa bir mücadeleden galip………”

Daha fazla devam edemedik. Özge’nin “OMO!!! Yok artık, daha neler!” şeklinde söylenmesiyle hepimiz kendimize geldik, aynı anda başlarımızı sağa sola sallayarak Seda’ya baktık ve o an Seda’ya göz kulak olmamız gerektiğini anladık :D

***

Kendimizi en yakın çadıra atıp bir şeyler atıştırdıktan sonra yayıldık ve dinlenmeye başladık. Yuki ve Özge karaoke bara gitmek istiyordu ama hepimiz o kadar yorgunduk ki günü bitirmeye karar verdik. Karaoke bara konserden sonra gitmeyi planlayıp otele döndük. Yarın büyük konser vardı, iyice dinlenmeliydik. Yolculuğun yorgunluğu üstüne bir de tüm gün gezince pestilimiz çıkmıştı. Herkes kendisini odasına attı ve konser heyecanıyla birlikte uykuya daldı.

Ertesi gün öğlene doğru anca uyanabildik, lobide buluşup yemek yemeye gittik ve ardından konsere hazırlanmak üzere tekrar otelimize döndük. Herkes farklı ve ışıl ışıl kostümlerini giymişti. Konserde Bigbang’den sonra biz parlayacaktık :D Alışveriş esnasında aldığımız ışıklı taçlarımızla konser alanında alacağımız ışıklı Bigbang feneriyle ve ilginç kostümlerimizle fark edilmememiz imkansızdı! :D

Otelden bir an önce çıkmamız gerekiyordu çünkü bütün otel buram buram pastırma kokar haline gelmişti ve bize çevrilen bakışlar iç açıcı değildi! Bir an saate baktık ve konsere az bir zaman kaldığını gördük. Caddeye çıktık, konser alanına varmak üzere koşmaya başladık, telaştan taksiye binmeyi akıl edememiştik! Bu halimizle “Seul sokaklarında ilginç kıyafetlerle koşan genç grup!” şeklinde bir gazete haberi olmamız yüksek bir ihtimaldi! :P

Nihayet hedefe ulaştığımızda büyük bir kalabalıkla karşılandık. Hemen fotoğraf makinemi çıkartıp bu kalabalığı ölümsüzleştirmek üzere deklanşörüme basmaya başladım. Kore’li Vip’ler bu durumdan hoşnut bir şekilde ilginç pozlar veriyorlardı. Biraz da Türk Vip’leri ölümsüzleştireyim dediğim anda bir terslik olduğunu anladım. Çingularım suratı asık bir şekilde birbirlerine bakıyorlardı. Ne oldu diye sormama kalmadan Mine’nin biletler yok! Dediğini duydum.

Ağzımdan istemsizce “Yapma be…”

JOE!!!!!! Lafımı tamamlayan kişiler GD üçlüsüydü; Mine, Selo ve Seda. Artık dayanamayan Seda olduğu yere çöktü, ben de hemen yanına çöktüm.

Bir yolu, çözümü olmalıydı. Buraya kadar gelmişken böyle bir aksiliği yaşayamazdık! Hepimiz Lee’ye kızgın bakışlar atıyorduk, çünkü biletler ondaydı! Ne yapmalı, etmeli diye düşünüp dururken bir yandan da üzgün gözlerle içeriye giren Vip’leri izliyorduk. Ne yani buraya kadar mıydı? Kulise girip biletlerimizi imzalatamayacak mıydık?! Ah Lee…

Devam edecek…

Evet, yazının devamını okudunuz. Sonrasını Seda çingum yazacak. Acaba konsere gidebilecek miyiz? Bir mucize olacak mı, yoksa hayallerimiz hayal olarak kalmaya devam mı edecek? Seda’dan sonra macerayı kaldığı yerden Selocan devam ettirecek ve en son Özge devralacak yazıyı. Bunun haricinde sevgili Yuki ve Mine maceranın bilinmeyen detaylarını yorumlarıyla paylaşıp okuyucuları aydınlatacak:)

Ben şimdilik size veda ediyorum.
Ama sanmayın ki burada bitiyor her şey.
Aslında daha yeni başlıyor…

Not: Gidersek yapacaklarımız, bir konuşmadan çıktı bu yazı dizisi.
Kurgusaldır arkadaşlar..

Photoshop, ders 7

Yeni bir photoshop dersiyle karşınızdayım. Ders araları fazla uzun biliyorum, sebebi benim ne anlatacağımı bilemememden kaynaklanıyor. Şu yöntemi anlatayım diyorum sonra aa o çok basit anlatsam ne olur anlatmasam ne olur şeklinde düşünüyorum. Hiç bilmeyenler için o basit dersler çok yararlı aslında, bu sebeple bugün inaılmaz basit, güzel bir dersle dönüş yaptım. Bu yöntemi çok ama çok seviyorum, hem yazılara, hem de fotoğraflara özellikle siyah beyaz fotolara uygulandığında şık bir sonuç alabilirsiniz.  Bu yöntemi bir an paylaşmak istemedim, çünkü çok seviyorum :D Bencilliğimi bir kenara atıp anlatmaya başlıyorum. Siyah-beyaz fotoğrafa uygulamayı öğreneceğiz, bu işlemi yazılara da uygulayabilirsiniz, yöntem ve aşamalar birebir aynı.

NOT: Siyah – Beyaz fotoya uygulayacağız ama renkli fotoğraflarda da (özellikle soluk renkli) iyi sonuç alabilirsiniz.

İlk önce siyah beyaz bir foto açıyoruz ya da fotoğrafı siyah beyaz yapıyoruz. Siyah-Beyaz yapma işlemini 5. Ders’te öğrenmiştik. Bir hatırlatma hemen: S&B yaparken kullanacağımız desature işlemi Image/Adjustments menüsünün alt kısmında yer alıyor. Daha önceki ders CS3 versiyonunda olduğu için desature üst sıralardaydı CS5’te ise alt sıralarda yer alıyor. CS3 veya CS5 hangisini kullanıyorsanız artık… NOT: Bu işlemi photoshop’un her sürümünde yapabilirsiniz.

*Fotoğrafımızı açıyoruz, renkli ise siyah beyaz yapıyoruz.

Uygulayacağımız işlem için yeni bir –boş- layer açıyoruz. Şöyle ki; layer / New / Layer Kısa yolu: Shift + Ctrl + New. Aşağıda gördüğünüz işlem yani.

Brush(Fırça) Tool ^^

Şimdi geldi, fırçamızın boyutunu ayarlamaya. Kullandığınız fotoğraf boyutune göre ayarlamanız gerekiyor bunu. Ben 700*450 civarında bir foto kullandığım için fırçamın boyutunu 150 yaptım. Eğer wallpaper boyutlarında (1024*768) çalışıyorsanız 250’lik fırça iyidir. Tabi bu bana göre, kafanıza göre takılabilirsiniz bu konuda, fazla küçük olduğunda sonuç çok iyi olmuyor, unutmayın^^

Şimdi geldik en eğlenceli kısmına. Renk seçip fotoğrafımızı boyayacağız:)

Boyamadan önce sağ alt köşedeki layer listesinden yeni ve boş layer’a tıklıyoruz. Eğer bu aşamaya kadar  layer listesinde bir şeye dokunmadıysanız zaten layer 1 seçili haldedir:)) İlk rengimizi seçtiğimize göre fotoğrafa uygulayabiliriz.

Bu hale geldiyse çalışmanız, blending mode ayarlarına geçebiliriz. Boyadığımız layer’a sağ tıklayıp, Blending options seçeneğine tıklıyoruz. Ve karşımıza aşağıdaki pencere çıkıyor ^^

Sizin tercihiniz ne yönde oldu bilmiyorum ama ben “color” modunda karar kıldım. Hatta bir yeni boş layer daha açıp üstünü açık sarı ile doldurup modunu “screen” yaptım. Siz de isterseniz işlemi birkaç kez fark renklerle tekrarlayabilirsiniz.

SONUÇ

Bu yöntemin en etkili olduğu yer “yazılar”. Çalışmanıza yazı ekleyeceğiniz zaman bu yöntemi uygulamanızı öneririm. Ama unutmayın yazı rengi siyah veya beyaz olmalı, en iyi sonuç bu iki renkte alınıyor. Yazılarda tercihim: Overlay, screen.

UYARI/TAVSİYE: Çalışmanızın üstüne yazacağınız yazı veya herhangi bir fırça darbesi için mutlaka ama mutlaka yeni layer açın ve onda uygulayın. Açtığmız yeni layer transparan olduğu için foto üstünde uygulanabiliyor direk. Yeni layer yerine orijinal fotoda uyguladığınız zaman geri alma veya silme gibi işlemlerde sorun yaşayabilirsiniz. Yeni layer’ın en güzel yanı, beğenmediyseniz eğer o layerı silebiliyorsunuz, böylece o işlemi hiç uygulamamış gibi olursunuz. Zaten direk fotoğrafa uyguladığınız işlemi en fazla 15-20 kez geri alabilirsiniz yani kesin sonuç yeni layer açmak:))

Daha önce bu işlemi kullanarak yaptığım çalışmaları örnek olarak göstereyim size:

(Bu PudraTozu Tarih84 için yaptığım bir çalışmanın küçücük bir köşesi. Bugün anlattığım yöntemi kullanmıştım yine. Çok güzel görünüyor bence:) )

(Ve Masal’ın hikayesi için yaptığım afiş. Bu afişte direk fotoğrafa uygulamıştım yöntemi. Shin Min Ah ile Hong Ki’nin olduğu üst bölüm bu yöntem alt bölüm ise texture^^ En sevdiğim hali bu, bir daha bu kadar güzel kullanaadım ben bu yöntemi.)

Bu da son yaptığım Taeyang çalışması, şarkı sözlerinde yine aynı yöntem kullanıldı :) )

En sevdiğim sonuçları örnek olarak paylaştım. Bir tane daha var Lee için yapmıştım ama arşivimde bulamadım, Lee’de hala duruyorsa onu da ekleyerek sayfayı güncelleyeceğim. O da çok güzel olmuştu, en azından ben öyle hatırlıyorum:)))

Edit- Lee o banner’ı yolladı =) Hatırladığım gibiymiş :P

Kolay gelsin, takıldığınız yer olursa sorun lütfen^^

İçindeki ses ne diyor?

Mydestiny çingumun bu yazısında belirtmiş olduğu gibi mim yazma sırası bende. İsmim Selocann. Blogumda(bbsever.blogspot.com) daha çok Bigbang ve Kpop yazıları mevcut olduğundan yazım da kpop ile ilgili olacak. Misafir blogger mimi ne zormuş yahu. İnsan ne yazacağını düşünürken çok kasıyor kendini. Şimdiki yazımı paylaşıncaya kadar kaç konu değiştirdim tahmin bile edemezsiniz. Hele ki bir de yazımın paylaşılacağı blog Mydestiny’ninki olunca, onu hayal kırıklığına uğratmamak için kendimle kaç kere savaş verdim bir ben bilirim. Tamam, bu sıkıntımı ona açtığım için mydestiny de biliyor, anlayışı için çok teşekkür ediyorum.

Bazen fanların sizde çok korkutucu olduğunu düşünmüyor musunuz?

Koyu VIP (Bigbang hayranı) olduğum için onlar hakkında birçok haber okudum. Okuduğum haber ya da yazılar arasında “YGStan” kelimesine çok rastlamıştım. Bigbang’i tanıyan herkes hangi şirkete bağlı olduğunu doğal olarak bilir, ister istemez kendini bir şekilde YG Family’e ait hisseder değil mi? (Hey VIP’ler yoksa yanlış mıyım?) İşte YG damarımın kabardığı sıralarda, YG Family severlerinden bazılarının kendilerini YGstan olarak değerlendirdiğini gördüm. Merak edip araştırmadım bu kelimeyi, ne de olsa YG hayranı olmak benim için gurur vericiydi. Ama Stan kelimesinin altında yatan anlam çok farklıymış. Eminem’in Stan klibini izlerseniz, orada Stan çok güzel anlatılmış. Kendisini öldürecek kadar ünlülerine bağımlı yaşayan hayran. Klipte yazdığı mektuba cevap alamayan Stan’in ölümü anlatılıyor.

STAN = Stalker + Fan

Sanırm Stan’lerin ünlülerden çok kendine zararları var.

Bana göre fanların en korkutucu olanı Saesang fan olarak adlandırılanlarıdır. Alllah’ım hele JYJ’nin çektiklerini okuduktan sonra iyice korkmaya başladım. Ama niye şaşıyorum ki! Biz, ünlüler ile haberleri okurken ya da resimlere bakarken, hayranların bu tür bilgileri nasıl elde ettiğini sanıyoruz? Gökten zembille inmiyor tabi ki! Evinin önünde nöbet tutanlar mı dersin, ajansın önünde nöbet tutanlar mı dersin, ailelerini dahi gözetleyenleri mi dersin? 7/24 ünlüleri gözlem altında tutuyorlar.

Resimdeki ünlüyü tanıdınız mı? Eldivenleri eline geçirmiş harıl harıl temizlik yapıyor, ama bu foto sempati kazanmak için çekilmiş bir foto değil. Şubat ayında Beast’in sasaeng fanlarının karaladığı duvarları temizleyen Yoseb. 26 Şubat’ta menajeri tarafından çekilmiş bir foto.

Aynı gün Yoseob sasaeng haranlarını uyardı “Bir şey karalamaktan vazgeçin artık” Onun sinirli şekilde yazdıklarının aksine sasaeng fanları bu tepkiyi daha da çok sevgiyle karşıladı. Ne sadist mi desem, ne mazoşist bir düşünce mi desem bilemedim. Hangi hayran sevdiği idolün böyle acı çekmesinden ya da kendisine kızmasından daha da mutluluk duyar anlamadım.

İdollerinin hayatlarını cehenneme çevirmeyi hiç mi umursamıyorlar? Bakın Hyun Joong’a, sürekli evinin etrafında olan olan sasaeng’ler adamı öyle bıktırmış ki başka bir yere taşınmak zorunda kalmış. Yazık yazık… Adamın zaten çok yoğun temposu var evinde de rahat edemeyecekse ne yapsın!

Ünlüler boş değil tabi… Sürekli peşinde olan sapık ruhlu insanlara (Özel hayata tecavüz bana göre sapıklıktır) aldırış etmiyor değiller. Bunun en güzel örneği rahatsızlığını şu sözleriyle dile getiren Jang Geun Suk.

“Sasaeng’ler.Muhtemelen, sürekli beni takip ederek attığım her adımdan haberdar olmaktan ötürü kendinizi kutluyorsunuzdur. Ancak siz böyle yaptıkça araya ulaşılmaz mesafeler koyduğunuzun farkında mısınız?…Hala tadını çıkarabliyorken gülün^^ … Ama kızdığımda çok korkunç olurum.Hepinizin yüzlerini çok net hatırlıyorum. Ah şimdi yüzünüzü hatırladığımı söylediğim için çok mutlu oldunuz, değil mi? Bugünlerin tadını çıkarın…”

Peki ya antifanlara ne demeli!!! Anti – fanlar da direkt olarak özel hayata müdahale etmese de ünlülere psikolojik olarak oldukça zarar vermiyor mu? Bunun en büyük ve üzücü örneklerinden biri G- Dragon’un Shine A Light Konseri’nden sonra anti-fanların attığı mesajlar: “Git kendini öldür, hala yaşadığına inanamıyorum…”

Her ne kadar ünlü olmak bu tarz mesajları görmezden gelip daha çok çalışmaya odaklanmayı gerektirdiğini düşünse de o an için çok yıkıldığını söylemeden edemiyor. Mesajları okuduğunda ailesi ile bile görüşmeyen GD’nin yaşadıkları 20 yaşındaki bir genç için gerçekten çok korkunç. Anlamadığım nokta şu, evet o ünlünün fanı olmayabilirsin ama neden onun mutsuzluğu için uğraşasın ki. Kişisel olarak sana haraket edici davranışta mı bulundu ne garezin var arkadaşım.

Peki Tablo’nun yeni çıkardığı solo albüm için neden çok tanıtım yapmadığını düşündünüz mü? Normalde albüm çıkarkan her ünlü en az 3 hafta Inkigayo, Music Bank, Music Core ve MCountdown’da albümünü tanıtır ancak Tablo sadece bir kere mahsus Inkigayo’ya çıktı!

Tablo’nun Stanford Üniversitesi’nden mezun olduğunu söylemesi, anti-fanları çok rahatsız etmiş. Ortaya Tablo’nun aleyhinde kanıt bulana kadar uğraşmışlar ve orada okumadığına dair kanıt bulduklarını ortaya atmışlar.

Bunun üzerine Tablo yalancılıkla suçlanmış hatta karısı ve diğer aile üyeleri de eleştiriye maruz kalmışlar.

O anda yaşadıklarını şu şekilde özetliyor:

“İnsanların sevgisini kazanmam 5-6 yılımı aldı ama şimdi hepsini bir günden az bir sürede kaybetmek çok yıkıcı..Bunun haksızlık olduğunu düşündüğüm için ağlamıyorum.

Başka birisinin suçluluğunu göstermek için ağlamıyorum. Hatta hayal kırıklığına uğramış olduğum için ve atlamamış olmaktan ağlamıyorum. Ağlıyorum çünkü içimdeki yaranın kapanmayacağını hissediyorum”

Bu olay onu gerçekten derinden etkilemiş neyse ki müzik öyle bir tutkuymuş ki içinde bu seneki dönüşü muhteşem oldu.

Örnekler biter mi, bitmez tabi. Bana göre ancak korku filmlerinde rastlanacak bu olayları, sevdiğim ünlülerin hergün yaşaması çok acı. İşte korkutucu gerçeklerden bazıları:

 

  •  Sürekli rahatsız edici çağrılar alan DBSK Yunho en sonunda telefon numarasını
    değiştirmek zorunda kalmış. Yine aynı fan yeni tel numarasına ulaşıp Yunho’yu
    tehdit etmiş. “Neden numaranı değiştirdin? Bu senin için hiç de iyi
    olmadı!”

  •  Peki ya, soya sosu ve sirkeyle doldurulmuş su tabancasını Yoo Eun Hye’nin gözüne sıkan yaratığa ne demeli?

En kötüsünü ise sona sakladım.  Gerçekten bir insanın bunları yapabilmesini aklım almıyor yaa. Cana kast etmek kadar kötüsü var mı? Bana göre geleceği mahvetmek de çok kötü ama can o kadar kolay alınacak birşey mi?

Yunho’nun İçine tutkal katılan içecekle zehirlendiğini biliyor muydunuz? İçtikten sonra kan kusmaya başladığını ve neredeyse ölecek olduğunu? Bu olaydan sonra Yunho uzun bir süre kendi bardağından içememiş ve herkesten korkup şüphelenmeye başlamış. 

Şimdi de stan, sasaeng ya da anti olmayıp sevgisini göstermeye çalışırken sapıtanları inceleyim. Emin olun bunun için vereceğim örnekler de en az yukarıdakiler kadar korkutucu ve sapkın.

 Kanla yazılmış mektup alan ünlüler tanıştırayım sizi. Ya hangi akla hizmetle kanınla yazıyorsun o mektubu? Hatta içlerinden biri öyle delirmiş ki menstrual dönemdeki kanını kullanarak yazmış mektubu, bir de kanıt olarak iç çamaşırını göndermiş. Eeee yani yuh, anacım ben buna gülerim!!! İşte o mektup 2PM Taecyeon’a gönderilmiş. (aşkını haykırıyor mektubunda)

Alttaki de Taeyang’a gönderilen bir mektup. ( Daha bir sürü örnek var ancak post çok uzayacak, yazamıyorum :) )

Ah tabi yaa, sırf değer verdiği ünlülerin kendisini farketmesini bekleyen bunun için de zarar vermeyi umursayan gözü dönmüş fanları nasıl unuturum. Alın işte size canlı bir örnek. Heechul tarafından farkedilmek isteyen ELF bakın ne yapıyor?

Bir de Aunt-hearted Fanlar (Yufka yürekli hayranlar) diye bir tabir varmış Kore’de. İşte bu da bizim girebileceğimiz en uygun grup. Severken incitmeyen, yürekten seven, başarısızlıklarına rağmen sevdiği ünlülerin arkasında duran, tek istedikleri mutlu şekilde sahne performanslarını izlemek olan sadık fanlar :D

You’re Beautiful, Greatest Love, Spy Myungwol dizilerinde gördüğümüz hayran davranışlarının hepsi gerçeği yansıtıyor. Maalesef ki Kore’de öyle bir kitle oluşturulmuş ki durduracak bir güç yok. Çünkü işin ticari boyutu da var. Bu mantıksızlığa en büyük destek de taksicilerden. Hatta öyle ki artık SASAENG TAXI diye geçiyor isimleri. Paylaşacağım videoda taksinin ünlüleri nasıl takiptiği çok net gözüküyor.

Ünlülerin yaşadığı hayatı ister miydim? Sanırım istemezdim. Getirisi çok olsa da götürüsü daha fazla. Özgürlük kaybetmeyi göze alamayacak kadar değerlidir benim için. Ancak sanırım, ünlü olmak isteyenlerde bunları başına geleceğinden az-çok farkındadırlar. Önlerinde bu kadar çok örnek olup da görmemek için kör olmak lazım. Yine de kendi seçimi olduğu için onları nefes aldıramayacak kadar sıkıştırmak, bırakın bencil olmayı, kesinlikle hastalıklı olduğunu gösterir.

Ben yazarken çok eğlendim ve inkar etmiyorum, çok da küfrettim ^^ Araştırırken öğrendiğim çok şey oldu, belki daha çok araştırsam altından kim bilir neler çıkacaktı ama şimdilik benden bu kadar. Böyle bir mimin başlamasına vesile olduğu için Lee’ye sonra da mimi bana paslayan Mydestiny’e teşekkür ederim. Ben de blogumda yazması için davet edeceğim kişiyi açıklıyorummmmmmmmmmmm: Sevgili Günlük Ç4 ekibinden Cinnet! Merakla yazını bekliyorum çingu!